10 Ekim 2009 Cumartesi

GELİŞİMİN TEMEL TAŞLARI





0-72 AY ÇOCUK GELİŞİMİ AŞAMALARI









İnsan gelişimi, çevre ve kalıtım arasındaki sürekli ve karşılıklı etkileşimin ürünüdür. Kalıtımsal özellikler kısaca biyolojik ön yatkınlıklar olarak tanımlanabilir. Buna göre insan gelişimine yön veren iki temel süreç söz konusudur.

1- Genotip
2- Fenotiptir.

Genotip, anne-babadan kalıtım yoluyla gelen tüm özellikler,
Fenotip ise aile, çevre, okul ve toplum gibi farklı sosyal bağlamlarda toplumsal ilişkiler yoluyla edinilen gözlenebilir tüm kişisel özelliklerdir. Bugün kalıtım ve çevrenin birbirinden ayrılmaz bir bütünlük taşıdığı görüşü kabul edilmektedir.


“Çocukluğun ilk 6 yılı” bireyin gelişiminin temel taşlarını oluşturması, temel bilgi ve becerilerin bu erken gelişim yıllarında kazanılması nedeniyle büyük önem taşır. Kişilik oluşumu yönünden de önem taşıyan ilk 72 ayda çocuk, kendisine uyarıcı bir çevre sunan, sevgi gösteren, ve sağlıklı gelişimini sağlayan anne-babaya gereksinim duyar.

Bu erken gelişim yıllarında temeli atılan beden gelişimi, psiko-sosyal gelişim ve kişilik yapısının, ileri yaşlarda yön değiştirmekten çok aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir.

Çocuk gelişiminin kendine özgü dinamikleri olduğu, her gelişim evresinin büyük oranda daha önceki evreler tarafından belirlendiği gerçektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.


Çoğu kez birbiriyle karıştırılan “Büyüme” (Growth) ile “Gelişme” (Development) sözcükleri, gerçekte birbirinden farklı kavramlardır.

Yapısal artışı dile getiren “Büyüme”, bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içermektedir (kilo, boy artışı gibi). Çocuk, sadece fiziksel olarak büyümekle kalmaz, aynı zamanda onun beyniyle iç organlarının yapı ve büyüklüğünde de değişmeler olur. Beynin gelişimi sonucu, çocukta giderek artan bir öğrenme, anımsama ve muhakeme yeteneği oluşur. Böylelikle fiziksel büyümeye koşut olarak, çocuk zihinsel olarak da gelişir.

Buna karşılık, “Gelişme”, değişikliklerin niceliği yanında niteliğini de içermektedir. Gelişme kavramı, düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişim, ileriye dönük olup, değişiklikler arasında belirgin bir ilişkiyi de kapsar. Kısaca gelişim, sadece sayısal ölçümlerle açıklanamayan, birçok yapı ve işlevi bütünleştiren karmaşık bir olgudur. Bu bütünleşme nedeniyle, gelişimin her evresi kendinden bir sonraki evreyi doğrudan etkiler.



GELİŞİMİN TEMEL İLKELERİ

Gelişim süreci içinde tüm çocuklar aynı gelişim yolunu izlerler. Çocuk koşmadan önce yürür, yürümeden önce emekler. Ancak çocukların gelişim hızlarıyla bu davranışları başarmak üzere geçirdikleri sürenin bireyden bireye değiştiği görülür. Bazı çocuklar, diğerlerine oranla daha hızlı gelişirler.

Gelişimdeki 6 temel kavram şöyle özetlenebilir:


1. Gelişim, dinamik bir olgudur. Gelişim yaşam boyu sürer. Gelişim belli aşamalara bölünmüş ve her biri, önceki aşamaların birikimlerine dayalı olarak oluşan bir süreç içinde gerçekleşir.


2. Gelişim, genetik ve çevresel değişkenlerin karşılıklı etkileşimlerinin ürünüdür. Örneğin, kalıtsal zeka potansiyelinin uygun eğitim yaşantılarıyla desteklenmemesi halinde, yeterince gelişmediği bilinmektedir.


3. Gelişim, giderek artan bir özelleşme sürecidir. Gelişim genelden özele, bütünden parçaya doğrudur. Örneğin, çocuklar belli bir gelişim aşamasında, sadece ellerini bir bütün olarak kullanırken, ince kasların gelişimi ile parmaklarını kullanmaya başlamaktadır.


4. Gelişimde denge vardır. Gelişim özellikleri ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Gelişim alanları karşılıklı olarak birbirlerini etkilemektedir. Örneğin, çocuğun zihinsel gelişimi dil gelişimini hem etkilemekte hem de ondan etkilenmektedir.


5. Gelişim, ard arda görülen, düzenli bir süreçtir. Gelişimin kritik dönemleri vardır.


6. Gelişim bireysel farklılık gösterir.


GELİŞİMİN TEMEL ALANLARI

Çocukların gelişimi değerlendirilirken bireyi oluşturan değişik alanlar olarak ele alnır. Bu temel gelişim alanları şunlardır:
1. Bedensel gelişim,
2. Bilişsel gelişim,
3. Motor gelişim,
4. Dil gelişimi,
5. Duygusal gelişim,
6. Sosyal gelişim.


A. BEDENSEL GELİŞİM

Çocuğun gelişimini bir bütün olarak kavrayabilmek için psikolojik olduğu kadar fizyolojik gelişimi de bilmek gerekir. Çünkü, fiziksel gelişim, çocuğun davranışını hem doğrudan, hem de dolaylı olarak etkiler. Doğrudan etkiler, çünkü bedensel gelişim, çocuğun neler “yapabileceğini” belirler. Örneğin, yaşlarına göre sağlıklı bir gelişme gösteren çocuklar, oyun ve spor faaliyetlerinde akranlarıyla eşit koşullarda yarışırlar. İyi gelişmemiş çocuksa, bu yarışmalarda elverişsiz durumu nedeniyle geri kalır ve gruptan atılır.


Fiziksel gelişme, davranışı dolaylı olarak etkiler, çünkü çocuğun kendine ve diğerlerine karşı tutumu bedensel gelişiminin de etkisi altındadır. Bu tutumlar çocuğun gösterdiği uyumlara yansır. Örneğin, şişman bir çocuk kısa sürede kendisinden ince olanlara ayak uyduramadığını farkeder. Bu da çoğunlukla çocuğun kişisel yetersizlik duygusuna kapılmasına yol açar. Buna ek olarak, eğer akranları kendisiyle yavaş davrandığı için oynamayı istemezler ve de çeşitli adlar takarak alay ederlerse, çocuksa aşağılık duygusu gelişebilir. Bu tür duygular çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli rol oynarlar.


Çocuklarda bedensel gelişim, “dönemsel”bir süreçtir. Bunun anlamı, fiziksel gelişimin düzenli bir hızla değil, belli dönemlerde, yüzlerde (fazlarda) ya da farklı hız derecelerine sahip “dalgalar” halinde gerçekleşmesi, yani bazen hızlı, bazen yavaş olmasıdır.

Büyüme konusundaki araştırmalar, çocuklarda iki yavaş, iki hızlı olmak üzere dört belirgin büyüme dönemi olduğunu göstermiştir. Doğum öncesi ve doğum sonrasının ilk 6 ayı büyüme hızı yüksektir.

Yaşamın birinci yılının sonunda büyüme yavaşlar bu bunu ergenliğe ya da cinsel olgunluğa kadar süregelen düzenli, fakat yavaş bir gelişim izler. Bu büyüme evresi 8-12 yaşları arasında görülür. Bu evrede 15-16 yaşlarına kadar olan dönemdeki hızlı gelişim "ergenlik fışkırması” olarak nitelenebilir. Bu dönemi olgunlaşma zirvesine kadar dikleşerek süregelen büyüme evresi izler. Bu dördüncü büyüme evresindeki boy uzunluğunun ileri yaşlarda da aynı kalmasına karşılık ağırlık artabilir.


Büyüme dönemlerini şu ortak faktörler etkiler:


Uyum zorlukları: Hızlı büyüme dönemlerinin sürekli değişkenliğine uyum sağlayabilmek, duygusal yönden rahatsız edicidir. Yavaş büyüme dönemlerindeyse, uyum sağlamak çok daha kolaydır.


Enerji düzeyi: Hızlı büyüme, enerji tüketici olduğundan, bu dönemlerde çocuklar çabuk yorulurlar. Bu da onları huysuz ve tedirgin yapabilir. Yavaş büyüme dönemlerindeyse, çocuğa oyun ve diğer faaliyetler için daha çok enerji kalır ve çocuk daha neşeli, birlikte yaşanması daha kolay bir davranış içine girer.


Beslenme gereksinmeleri: Yaşamın ilk iki ya da üç ayında ve ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle beslenme gereksinimleri en üst düzeye ulaşır. Büyüme gereksinimlerine göre yeterli miktarda ve gerekli türde gıdalarla beslenemeyen çocuklar, yorgun ve huysuz olurlar. Oyuna ve okul ödevlerine az ilgi duyan bu çocukların sosyal uyumları da genellikle bozuktur.


Isı dengesinin sürdürülmesi:Yavaş büyüme dönemlerinde beden genellikle ısı dengesini korur. Hızlı büyüme dönemlerindeyse bu denge bozulduğundan, çocuk iştahsızlık, genel olarak bitkinlik, huysuzluk ve anti-sosyal davranış gösterebilir.


Beceriksizlik: Hızlı büyüme dönemlerinde çocuk beceriksizce davranır. Daha önce hareketleri düzgün ve iyi olan çocuk, bu dönemde hantallaşabilir ve sık sık tökezler. Büyüme yavaşladığındaysa, bu beceriksizlik iyi bir motor davranışla yer değiştirir.


B. BİLİŞSEL GELİŞİM

Piaget ve arkadaşları, çocuğun doğumdan ergenliğe kadar olan bilişsel gelişmesini ayırtılı araştırmalarla incelemişler ve bazı kavramlarla algıların doğuştan itibaren kazanılmış olabileceğini belirlemişlerdir. Piaget, bebeklik dönemin çocukların, objelerin devamlı olduklarını, değişmezliklerini bile düşünemezken, zamanla biçim ve büyüklük kavramlarını tanımaya başladıklarını söylemektedir.


Biliş (cognition) sözcüğü, dünyamızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir. Biliş sözcüğü, şu süreçleri kapsar.


Algılama: Gerek iç, gerekse dış dünyadan edinilen bilgilerin yorumlanması, organize edilmesi ve yeniden bulunmasıdır.


Bellek: Algılanan bilginin bulunup getirilmesi ve depo edilmesidir.


Yargılama: Bilgiyi belirli bir anlam çıkarma ve sonuca varma amacıyla kullanılabilmesidir.


Düşünme: Bilginin ve çözümlerin nitelikçe değerlendirilmesidir.


Kavrama: Bilginin iki yada daha fazla kısımları arasındaki yeni ilişkileri tanıyabilmedir.


Zihinsel gelişme, uyum ile özümleme arasındaki gerilimin giderilmesini, yeni durumlarda eski tepkilerin kullanılmasından kaynaklanan çatışmayı, yeni problemlere uyabilmek için yeni tepkiler kazanabilmeyi içerir.


C. MOTOR GELİŞİM (Hareketle İlgili Gelişim)

Hareket anlamına gelen motor gelişimde belirgin aşamalar vardır. Örneğin, bebek tek başına oturmadan önce başını kaldırmayı, emeklemeden ve yürümeden önce de oturmayı öğrenir. Bu gelişim biçimi her çocuk için geçerlidir.

Hemen her çocuk normal koşullarda bu gelişim aşamalarından aynı yaşlarda geçer.


Araştırmalar, motor gelişiminin en az üç genel kurala göre gerçekleştiğini ortaya koymuştur:


1. Sephalokaudal gelişim (baştan ayağa doğru gelişim): Bu gelişimin anlamı, motor yeteneğin baştan ayak tırnağına doğru gerçekleşmesidir.


2. Proksimodistal gelişim (Merkezden dışa doğru gelişim): Bu gelişimin anlamı, motor yeteneğin merkezi bir eksenden başlayarak bedenin uç kısımlarına doğru gerçekleşmesidir.


3. Bütünden özel hareket gelişimine geçiş: Motor gelişimde (yürüme, elle tutma gibi) belirgin bir sırasın izlendiği görülür. Başlangıçta bebeğin ilk hareketleri bütünsel ve farklılaşmamıştır. Örneğin, bebek önceleri önünde duran objeyi avucunun tümünü kullanarak yakalamaya çalışır.

Bebeğin özel tepkide bulunabilme yeteneğinin zamanla başladığı görülür. Parmakların, özellikle başparmağın faaliyeti bir yaşından önce görülmez. Burada sinir sisteminin, özellikle beynin gelişip olgunlaşmasının rolü büyüktür.


D. DİL GELİŞİMİ

Dil, insanların birbirlerine bilgi, düşünce ve eğilimlerini aktarabilmelerinin yanı sıra, fikirlerini düzenleyebilmelerine ve duygularını ifade edebilmelerine olanak hazırlar. Herkes doğrudan kendi yaşantısı yoluyla öğrendiğinden çok daha fazlasını dil yoluyla öğrenir. Dil aynı zamanda düşünme, bellek, muhakeme, problem çözme ve planlama gibi bilişsel süreçleri de içermektedir.


Dil, çocuğu egosundan uzaklaştırıp, onun sosyal bir kişi olmasını sağlayan, kendisini kontrol ve takip ettirebilen, düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını yavaş yavaş öğretebilen ve kendini güvenli hissetmesine yardım eden bir davranıştır.


Tüm kültürlerdeki çocukların hemen hepsi ilk sözcüklerini olarak 12-18 ay dolaylarında söylerler. Dört yaşına geldiklerinde çoğunluğu iyi düzenlenmiş cümleler kurarlar. Hattı zaman zaman düşüncelerini sürpriz sayılacak kadar karmaşık cümlelerle ifade edebilirler. Bu da 1 yaşından 6 yaşına kadar çocuğun sözcük dağarcığına her gün 5-8 sözcüğün eklenmesi anlamını taşır.


Dil yeteneğinin gelişimi de, diğer gelişim yüzlerinde olduğu gibi, düzenli bir sıra izler. Çocuklar üzerinde yapılan dil gelişimi araştırmaları, konuşmanın ilk öğrenildiği dönemlerde hemen tüm dünya çocuklarının temelde aynı gramer kurallarını kullandıklarını ortaya koymuştur.


E. DUYGUSAL (Emotional) GELİŞİM

“Emotion” (emosyon) sözcüğü, Latincedeki harekete geçirmek anlamına gelen “emover” kökünden gelmektedir. Bebek bazı duygusal davranış biçimleriyle birlikte dünyaya gelmez. Tutumlar ve duygular zamanla oluşur, kazanılır.


Çocukların heyecanları konusunda yapılan çalışmalar, onlardaki duygusal gelişimin hem olgunlaşma, hem de öğrenme sonucu oluştuğunu, bunlardan hiç birinin tek başına etkili olmadığını ortaya koymaktadır.


F.SOSYAL GELİŞİM

İnsan, biyo-kültürel ve sosyal bir varlıktır. Kültürel koşullar içinde sosyal ilişkiler, hem toplumun, hem kültürün hem de bireyin yapısını etkiler. Bireyin tüm yaşamı çevresine uyum sağlama çabası içinde geçer. Bu uyum çabası doğumdan başlayarak bir gelişim göstermektedir.


Toplumsal beklentilere uygunluk gösteren, kazanılmış davranış yeteneği olarak tanımlanabilen sosyal gelişme, geniş anlamda bireyin doğumuyla başlayan bir evreyi, dar anlamda ise günlük davranış gelişimini kapsar.


Daha yaygın bir tanımla, sosyal gelişme (toplumsal gelişim), kişinin sosyal uyarıcıya, özellikle grup yaşamının baskı ve zorunluklarına karşı duyarlık geliştirmesi, grubun ya da kültüründe başkalarıyla geçinebilmesi, onları gibi davranabilmesidir.


KORUYUCU ETMENLER

Çocuk ruh sağlığını koruyucu önlemleri üç aşamada incelemek mümkündür: Birinci derecede koruyucu önlemlerin amacı çocuk ruh sağlığı bozukluklarının görülmesini azaltmaktır. İkinci derecede koruyucu önlemlerin amacı ise çocuklardaki ruhsal bozuklukların tedavisiyle bu sürenin azaltılmasıdır. Üçüncü derecede koruyucu önlemler çocuklardaki ruhsal bozuklukların meydana getirdiği yeti yitimlerinin rehabilitasyon etkinlikleriyle azaltmaktır.


Çocuk ruhsal bozukluklarına neden olan bazı etmenlerin doğum öncesinde tanınması birinci derecede koruyucu önlemler yönünden son derecede önemlidir. Bunun için bazı yöntemler kullanılır. Örneğin, ultrasonografi fetustaki hidrosefali ve mikrosefali gibi beyin patolojilerini; Down sendromu, tuberoskleroz gibi kalıtımsal bozuklukları; beyinin gelişmesindeki ciddi eksiklikleri gösterebilir. Amniyosentez de fetal kromozom kısalığının olup olmadığının, metabolizma hastalıklarının, DNA patolojilerinin saptanması için yapılır. Korionik villus örnekleri, örneğin zeka geriliğinde, fetal karyotipin ve enzim eksikliklerinin saptanması amacıyla uygulanabilir bir yöntemdir. Nadiren fetusun dış yapısını doğrudan gözlenmesi ve bazı dokulardan örnek alınması yöntemi olan fetoskopi de erken tanı yöntemleri arasında sayılabilir.


Çocuk ruh sağlığında risk kavramından da söz etmek gerekir. Risk, bir kişinin bir özel bozukluğa artmış olan eğilimini anlatır. Ancak, bir risk etmeninin belirlenmesi kesin olarak ilgili bozukluğa neden olacağı anlamına gelmeyebilir. Yaşamı etkileyen başka nedenleri de gözden geçirmek gerekir. Örneğin, gebenin ilk üç ayda geçirdiği kızamıkçık infeksiyonu bebeğin büyük oranda mental retardasyonlu olmasında önemli bir etkendir.

Prematüre doğmuş olan bir bebekte de mental retardasyon olması olasılığı vardır. Ancak her prematüre bebek ilk örnek kadar güçlü bir risk etmeni değildir. Yani bazı etmenler bebeklerde ve çocuklarda risk etmeni olmasına rağmen yüksek risk değişkeni olacağı anlamına gelmez. Çocuk ruh sağlığında risk oldukça düşük olduğunda bile bir bozuklukla anlamlı ilişki bulanabilir. Bir risk etmenine sahip olanların bir risk etmenine sahip olmayanlara oranı göreceli risk olarak tanımlanır. Yukarıdaki örneğe göre kızamıkçık infeksiyonunda göreceli risk yüksek, prematüre doğumda düşüktür.

Çocuk ruh sağlığında bazen çok etmenli bozukluklara rastlanır. Böyle durumlarda risk yüklemenin doğru olarak tanımlanması her zaman olası değildir. Fakat bazı gelişimsel bozukluklarda, örneğin, 38 yaşından yukarıda doğum yapan kadınların bebeklerinde Down sendromu riskinin yüksek olduğu tahmini yapılabilir. Buna göre risk yükleme, risk etmeni olan veya olmayan bir bozukluğun insidensi arasındaki farkı ve varsa risk etmeninin tamamen ortadan kaldırıldığı durumlardaki bir bozukluğun görülme olasılığıdır. Koruyucu etmenler, bir bozukluğun görülme sıklığının azaltılmasını amaçlar. Örneğin, fenilketonüride fenilalaninden fakir mamalarla bebeğin beslenmesi zihinsel özürlü olma olasılığını azaltır.


Ruhsal bozuklukların oluş nedenleri arasında iki ana görüş üzerinde durulur: 1- Organik, 2- Psikososyal. Bunlara çocuk ruhsal bozuklukları arasından örnekler vermek gerekirse mental retardasyon çoğunlukla organik etmenlere bağlıdır. Psikososyal etmenlere bağlı bir örnek ise okul korkusu ve ayrılma kaygısı bozukluğudur. Bundan anlatmak istediğimiz mental retardasyonda beyin işlevini bozan çeşitli nedenlerin olduğudur. Ancak, okul korkusu ve ayrılma kaygısında daha çok anne-çocuk-çevre ilişkisine dayalı sorunlara bağlı psikodinamik etkenler rol oynar. Tıp personelinin çocuklarda ortaya çıkan ruhsal bozuklukları değerlendirmelerinde her iki görüşü de göz önünde bulundurmaları gerekir. Buna bütüncül yaklaşım denir.


NORMALLİK-ANORMALLİK

Bozukluk bir anormallik olduğuna göre bununla ne demek istiyoruz?
Bunu normallikten hangi ölçütler ile ayırabiliriz? Bunun için aşağıdaki tanımları gözden geçirmek gerekir.


a- İstatistiksel normlardan sapma: Anormal kelimesinin anlamı normdan ayrılma demektir. Boy, ağırlık ve zeka gibi birçok karakteristik özellikler bir toplumda ölçüldüğünde çeşitli değerler elde edilir. Birçok insan boy uzunluğunu orta değerleri içindeyken birazı normalden fazla uzun veya normalden fazla kısadır. Bu örnek gibi anormalliğin tanımı istatistiksel sıklığa dayanır. Ancak bu tanıma göre, ileri derecede zeki veya ileri derecede mutlu olan bir kişi anormal olarak sınıflandırılacaktır. Bundan dolayı, anormalliği tanımlarken istatistiksel sıklıktan daha ileri düşünmemiz gerekir.


b- Sosyal normlardan sapma: Her toplumun kabul edilebilir davranış için çeşitli standartları veya normları vardır. Bu normlardan belirgin bir şekilde sapma gösteren davranış anormal olarak kabul edilir. Çoğunluk böyle davranış o toplumda istatistiksel olarak da sıktır. Bir toplum tarafından normal kabul edilen bir davranış diğer bir toplum tarafından anormal kabul edilebilir. Ayrıca anormallik kavramı zaman içinde aynı toplum tarafından değişikliğe uğrayarak normal kabul edilebilir.


c- Davranış uyumsuzluğu: Anormal davranışı istatistiksel veya sosyal normlardan sapma olarak tanımlamaktan başka toplumsal alanda çalışan birçok araştırıcı en önemli ölçütün davranışın kişinin veya sosyal grubun sağlığını ve mutluluğunu nasıl etkilediğine bakılması gerektiği düşüncesindedir. Bu ölçüte göre, davranış eğer uyumsuzsa anormaldir. Kalabalıktan korktuğu için otobüse binemeyen bir kişide olduğu gibi bazı davranış sapmaları kişinin sağlığını bu uyumsuz davranış ile etkilendiğini gösterir. Saldırgan bir biçimde patlamaları olan bir ergen örneğinde olduğu gibi bazı davranış uyumsuzlukları da zararlı olabilir. Eğer biz uyumsuzluk ölçütünü kullanırsak bütün bu davranışlar anormal olarak kabul edilebilir.


d- Kişisel sıkıntılar: Anormalliğe açıklayan dördüncü ölçüt kişinin davranışından daha çok kişinin öznel sıkıntı hissetmesi ile ilgilidir. Birçok insan kaygılı, depresif veya ajite olabilir. Uykusuzluktan, iştah azlığından ve ağrılardan yakınabilir. Bazen kişisel sıkıntı hissetme anormal bir durumun tek belirtisi olabilir.

Bu tanımlardan hiçbiri anormalliği tek başına açıklayan doyurucu bir anlatım değildir. Çoğu kez dört ölçüt de anormalliğin tanımlanmasında dikkate alınır.


Normalliğin tanımlanması anormalliğin tanımlanmasından daha güçtür. Birçok araştırıcı aşağıdaki niteliklerin duygusal yönden sağlıklı oluşa işaret ettiğinde birleşir. Bu özellikler ruhsal yönden sağlıklı olmayla hasta olma arasında çarpıcı farklara işaret etmez. Bu özellikler daha çok normal kişinin büyük ölçüde sahip olduğu özelliklerdir.


a- Gerçeğin iyi algılanması: Normal kişiler tepkilerini değerlendirmede ve çevrelerinde olup biteni yorumlamada oldukça gerçekçidirler. Bu kişiler başkalarının söylediklerini veya yaptıklarını yanlış olarak algılamazlar. Normal kişiler yeteneklerinin sınırını bilirler.


b- Kendilik hakkında bilgi sahibi olma: İyi uyumlu insanlar kendi güdülerinin ve duygularının farkındadır. Ancak hiç birimiz duygularını ve davranışlarınızı tam olarak anlayamayız. Normal insanlar ruhsal yönden hasta tanısı alanlardan daha iyi bir şekilde kendilerinin farkındadır.


c- Davranışın istemli kontrol altında bulundurulması yeteneği: Normal kişiler davranışlarını kontrol yeteneği hakkında oldukça güvenlidirler. Nadiren dürtüsel hareket ederler. Normal insanlar da sosyal normlara karşı gelebilir. Fakat bu durum dürtülerin kontrol edilmemesi sonucundan daha çok istemli karar verme ile ilgilidir.


d- Kendilik saygısı ve onay: İyi uyumlu insanlar kendilik değerlerinin farkındadır ve çevre tarafından onaylandığını hisseder. Diğer insanlarla ilişkileri rahattır ve sosyal ortamlarda kendiliğinden etkileşimde bulunurlar. Değersizlik duyguları ve kabullenememe anormal olan kişilerde daha sık görülür.


e- Sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği: Normal kişiler diğer insanlarla yakın ve doyurucu ilişkiler kurarlar. Diğer kişilerin hislerine duyarlıdırlar ve kendi gereksinimleri için diğer kişilerden aşırı isteklerde bulunmazlar. Ruhsal hastalığı olan kişiler ise, sıklıkla kendi güvenliklerini koruma çabasındadır ve ileri derecede ben-merkezci olurlar. Kendi hisleri ve çabaları ile uğraşırlar, sevgi ararlar fakat karşılık veremezler. Bazen yakın olmaktan korkarlar, çünkü geçmişteki ilişkileri yıkıcı niteliktedir.


f- Üretkenlik: İyi uyumlu insanlar yeteneklerini üretken etkinliklere çevirebilir. Yaşam hakkında heveslidirler ve kendilerini günün gereksinimlerini karşılamada baskı altında tutmazlar. Enerjinin süregen biçimde yokluğu veya ileri derecede duyarlı olma, sıklıkla çözülmemiş sorunlar sonucu ortaya çıkan ruhsal yönden iyi olamama belirtileridir.

KAYNAK

17 Eylül 2009 Perşembe

ÇOCUK VE SATRANÇ

J. Piaget'e göre zihin gelişiminin 4 dönemi şunlardır:

1. DUYUSAL DEVİNİM ( Sensory motor)
2. İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM
2-7 yaşları kapsar. Bu dönemin en büyük özelliği, çocuğun benmerkezci bir düşünce yapısına sahip olmasıdır. Bu görüş .ocuğun adalet anlayışına yansır. Çocuk koşullara değil sonuca göre karar verir. İşlem öncesi çocuk korunumu kavramakta güçlük çeker. Soyut kavramları da anlayamaz. Hayal dünyaları geniştir.
3. SOMUT İŞLEM DÖNEMİ
7-12 yaş arası dönemi kapsar. Bu dönemde sıralama, sınıflandırma, karşılaştırma işlemleri için şemalar geliştirirler. Bu dönemdeki çocuklar " adalet" ve "özgürlük" gibi kavramları konuşmaları sırasında kullanabilmelerine karşın, içerikleri kavrama da sorunları vardır. Geleceğe yönelik hipotezler kuramazlar. Satranç ile tanışma yaşı kabul edilebilir.
4. SOYUT İŞLEM DÖNEMİ

Bu bilgiler ışığında çocukların satranca öğrenme çağı ile 6-7 yaşlarında başlaması ancak yarışmalara ise soyut işlem dönemine yaklaştığı 9-10 yaşlarında katılması tavsiye edilmelidir.

kaynak




Başarı hemen herkesin ulaşmak istediği bir hedeftir. Çocuklar da başarıya hemen ve kolay yoldan ulaşmak isterler. Oysa başarı, insanlara sunulan bir lütuf değildir. Ardında azim, fedâkârlık, sabır, planlı çalışma ve tüm bunların yapıldığı bir süreç, kısacası bir bedel vardır. Yani bir bedel karşılığında alınmıştır. Başarının bedeli önceden ödenmiştir. Başarısızlığın bedeli ise sonradan ödenir. Başarısızlığı bazıları için cazip kılan da budur. Yaşamın cilvelerinden diye tanımlanabilen şansın ve rastlantıların önemli etkilerine rağmen, bedel ile başarı arasında doğru orantı olduğunu söylemek mümkündür. Bu satrançta da böyledir. Hiçbir oyun, satrançta olduğu gibi, başarıyı dünya ölçeğinde kıyaslamalı olarak rakamlarla ifade edemez. Çocuk çalışıp oyunculuğunu ilerlettikçe, gerek ulusal (UKD) gerek uluslararası (ELO) kuvvet dereceleri artar. Çocuk, bedelini ödediği sürece başarı merdivenlerine tırmandığını görecek ve tüm başarı öykülerinin ardında bir bedel olduğu gerçeğini öğrenecektir.
Olgun Kulaç

kaynak



SATRANCIN

Sistematik olarak çalışılması çocukların eğitim başarılarını artırmaktadır.

Satranç aynı zamanda şunların gelişimine de yardım eder:

1. Konsantrasyon

2. Disiplin

3. Mantıksal Düşünce

4. Planlanma

5. Hesaplama

6. Göz - beyin koordinasyonu

7. Okuma yetenekleri

8. Farkındalık

9. Kişinin davranışlarının sorumluluğunu alması

10. Sportmenlik

11. Görgü

12. Takım ruhu

13. Özgüven

14. Motivasyon

15. Araştırma yetenekleri

16. Estetik yargı

17. Başarının ve başarısızlığın kabulü


kaynak

20 Temmuz 2009 Pazartesi

PİYANO EĞİTİMİNE NE ZAMAN BAŞLAMALI?


Doğadaki tüm güzelliklerin davetine açık olan çocukların, kişiliklerinin şekillenmeye başladığı yıllarda tanışacakları farklı sanat etkinliklerinden olumlu olarak etkilendikleri açıktır. Tüm bu sanat dalları arasında hiç kuşkusuz, müziğin ayrıcalıklı bir yeri vadır. Çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimleri için eğitimciler, erken yaşta edinilen olumlu müzikal deneyimlerin önemini vurgulamaktadırlar.

Her birey, her yaşta piyano dersi alabilir. Ancak, dört yaşında, doğru eğitimle bu işe başlayan ve yıllarca düzenli çalışabilecek olan bir çocukla, kırk dört yaşında bu işe başlayan bir kimseden beklentiler farklı olacaktır. Ancak, müziği ve piyanoyu hayata bir artı olarak almak, ortak noktalarıdır ve herşeyin çok maddesel ve acımasız olduğu dünyamızda, bu da az bir kazanç değildir.

Piyanoya başlamak için ideal yaş, 4-6 olarak kabul edilmektedir ancak bu küçük yaş, özel pedagojik yöntemler ve anlayışlar gerektirmektedir. Bu yaş çocuğu, pek çok avantaja sahip olmakla beraber, kendi farklı dünyasında yaşamakta ve öğretmenin, kullandığı yöntemlerle “o dünyaya girmesine” gereksinim duymaktadır. Onu oradan alıp, daha sonra, okul çağında karşılaşacağı ve biz yetişkinlerin çok sevdiği “sorumluluklar” dünyasına çıkarttığınızda, sonuç başarısızlık ve hatta “soğuma” olabilir ki bu da istenmeyen bir şeydir. Klasik piyano eğitim yöntemleri, bu yaş grubunda çocuğa soğuk, itici ve sıkıcı gelebilir. Öncelikli amaç müziği sevdirmek olduğu için, bu dönemde ona, yaşına uygun pedagojik yöntemle yaklaşabilecek eğitimcilere ulaşılamıyorsa (ki ülkemizde sayıları azdır), zorlayıcı bir çalgı eğitimi yerine, diğer çocuklarla birlikte alabileceği temel müzik eğitimi aktivitelerine katılması daha doğru olacaktır. Bu şekilde müzikle tanışan ve temel yetileri kazanan çocuklar içinden, öğretmeninin gözetiminde piyanoya uygun olduğu düşünülenler, çalgıya herhangi bir travma yaşamadan geçirilebilirler. Hepimizin çevresinde, piyanoya küçük yaşta başlamış ve bundan nefret ederek bırakmış kimseler vardır ki bu, olabilecek en kötü sonuçtur. Bu eğitimin her aşaması, bu sonuçtan uzak durmaya yönelik olmalıdır. Unutmayalım, çocuk, müzik aktivitesine açıktır; onu bundan nefret ettiren etmenler, genelde, ondan değil, onun çevresinde şekillenen başarısız müzik eğitimi ortamından kaynaklanmaktadır.

Ülkemizde daima ihmal edilen sistemli ve kapsamlı müzik eğitimi, doğru şekillerde çocuklarımıza sunulamadığı için, fiziksel ve ruhsal gelişimlerinde önemli bir destekten yoksun kalınmaktadır. Burada, fen bilimleri ve yabancı dil gibi derslerin çok önemli olduğunu bilen ve sanat aktivitelerinin çocuğu “derslerinden alıkoyacağını” düşünen anne-babaların da, bilgi eksikliğinden kaynaklanan hataları vardır.

Tüm sanatsal aktivitelerin çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini kabul etmekle birlikte, piyanonun sahip olduğu özel yeri vurgulamakta yarar vardır. Bazı araştırmalarda, piyano klavyesinin yapısının, insan bilincinin işleyiş tarzına uygun olduğu ve tüm diğer müzik aktivitelerinin getireceği fiziksel – duygusal yararları sağladığı gibi, beynin mantıksal işleyiş kapasitesini de arttırdığı iddia edilmektedir. Piyano öğrenen çocuk, gözleriyle, iki farklı sıralanışta yazılmış (genellikle bu böyledir – iki farklı dizek üstüne yazılan ve farklı referanslara göre (sol ve fa anahtarları) sıralanan) notaları okur. İlerlemiş bir öğrenci, bu iki sıranın dışında, araya yazılan nota partilerini de görüp çalmak zorundadır. Bazen, iki elin sınırları zorlanarak, dört hatta beş ayrı ezgi partisini, sadece iki elle çalmak zorunda kalabilir. Tüm bedenini, ama özellikle omuzdan itibaren üst kolunu, ön kolunu, bileklerini ve parmaklarını koordine eder, ayrıca iki ayağıyla da pedalları kullanır. Bu, beynin koordine ettiği oldukça karmaşık bir aktivitedir ki piyanonun getirdiği tüm duygusal ve estetik kazanımlar bir yana, başlı başına çok önemli bir noktadır ve hiç de kolay değildir; yıllar süren ve adım adım ilerlenen bir süreç gerektirir.


KAYNAK


Zoltan Kodally "Çocuğun eğitimi annesinin doğumundan dokuz ay önce başlar "der. Birey yedi yaşına geldiğinde eğitiminin ve dolayısı ile kişiliğinin % 60-70'ini tamamlamıştır. Bu yaşta bir de okulla tanışır ve 24 saatlik programı içinde öncelikleri oluşur. Bu önceliklerinin arasında çalgı eğitimine yer açıp onu araya sıkıştırmak her çocukta kolay olamaz. Mümkün olduğunca örneğin 3-4 yaş gibi, beğeni ve istekleri tam şeklini almadan, bu önceliklerinin arasına çalgı eğitimini yerleştirmek daha sonraki yıllara oranla kolay olacaktır.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta mümkün olduğunca okul ve çalgı eğitimini aynı yıl başlatmamaktır.Yaş küçüldükçe, ders süreleri kısa tutulmalı ve oyun görünümlü çalışmalar artırılmalıdır. Doğru öğretmen seçimi çocuğun derse olan ilgi ve sevgisini doğrudan etkileyeceği için önceleri hevesle iyi gittiği halde sonradan derse karşı yaşanacak ilgisizlik ve başarısızlık irdelenmeli, öğrenci hemen yeteneksizlik duygusuna terk edilerek dersler bırakılmamalıdır. Böyle erken bir karar, bireyin yaşamında sıkıntı duyulan konuları araştırıp problemi çözmek yerine, ilk problemde programı terk etme gibi kolaycı ve sonuca ulaşmayı engelleyen bir alışkanlık doğurur. Çok önemli bir engel olmadığı sürece gelişigüzel ders iptalleri yaşanmamalı. Bu, öğrencide, daha cazip seçenekler karşısında devam gerektiren işleri hemen iptal edebileceği duygusunu ve alışkanlığını yaratır.


KAYNAK


07 Temmuz 2009 Salı

OKULDA İLK GÜN(3 YAŞ 8 AYLIK)




MİNİK TOSBAA'M ANAOKULUNDA İLK GÜN SENDROMU YAŞAMADI...
okula bıraktıktan sonra 20-30 dakika arası bekliyorum ama maşallah ne arayan var ne soran :))
Tabi bundan rahatsız olduğum söylenemez...

14 Mayıs 2009 Perşembe

3-5 YAŞ ARASINDA İNATÇILIK



Bu günlerde(3,5 yaş) bir inatçılık başladı minik tosbaa'mda. Bir başına buyrukluk, bir hayır istemiyorumculuk , bir sen benim sözümü dinlemedincilik ki hiç sormayın. Henüz kıyafet seçimine yansımadı ama yemek konusunda ısrara hiç gelemiyor tosbaa.

Bu dönemi yaşayan ya da yaşayacak annelerin varlığı içime biraz su serpti. Daha sakin ve huzurlu bir döneme geçeceğimiz o anı merakla ve sükunetle bekliyorum.

KAYNAK

Çocuklarda 3-5 yaşları arasında inatçılık dönemi başlar.

O yaşa kadar yönlendirilebilen çocuk, başkaldıran,ters,huysuz,dayanılmaz biri olur.

Herşeyi reddeder, kendi bildiğini yapmak ister,ebeveynlerin isteklerine öfke ile karşı koyar.

Kızlarda biraz daha erken olmak üzere 3-4 yaşlarında ortaya çıkan inatçı davranışlar,aslında normal bir gelişim olarak kabul edilir.

Bu yaşta çocuk ilk defa kendini yetişkinlerden, özellikle annesinden ayrı bir varlık olarak görmeye başlar.

Çocuğun gelişiminde yeni bir devre başladığı için aslında tabii ve sevinilecek bir durumdur.

Bu süre içinde çocuk her şeyi kendi yapmak ister.

İstediği gibi davranmasına engel olunmamasını ister.

Bunun sağlanmaması halinde inatçı olur.

İnatçı çocuklara nasıl davranmalı?

İnatçılığa karşı alınacak en uygun tedbir çocuğu kendi haline bırakmaktır.

Fakat bu kendi halinebırakma anlayışı,çocuğun her istediğini yapmasına göz yummak,yani onun yetişkinlere ve otoriteye karşıçıkmasına müsamaha göstermek anlamına gelmemelidir.

İnatçı bir çocuğa inatçı bir yaklaşım göstermenindoğru sonuçlar doğurmayacağını bilmek gerekir.

İnatçı çocuğu,arkadaşlarıyla oyun oynamaya yöneltmekve oyun alanını genişleterek ilgisini değişik şeyler üzerine yöneltmek de faydalıdır.

Derleyen Ümmühan KUMKALE

Sosyal Çalışmacı

05 Mayıs 2009 Salı

PİYANO EĞİTİMİNE KAÇ YAŞINDA BAŞLANMALI?


Klasik piyano eğitimi için en küçük başlama yaşı 8 dir. Öğrencinin okula başlamış, okuma yazmayı sökmüş, öğretmen, öğrenci ilişkisini, ders ve ödev sorumluluğunu kavramış olması gerekir.

Genellikle anneler, babalar çocukları 5-6 yaşlarındayken acaba çocuğumuzun müzik kabiliyeti var mıdır, eğer ders aldırmaz isek çocuğumuzun geleceği ile oynamış olur muyuz gibi endişelere kapılmakta olup bu konuda bir çok başvurular almaktayız. Daha önceki deneyim ve tecrübelerimizden de edindiğimiz sonuçlara göre hiç endişe etmeye gerek yok. Çünkü küçük yaşlarda aldıracağınız eğitim pek bir yarar sağlamayacağı gibi çocuğunuzun da müzikten soğumasına neden olabilecektir.

kaynak

26 Mart 2009 Perşembe

ÇOCUĞUMUN ÖZGÜVEN VE KİŞİLİĞİNİ NASIL GELİŞTİREBİLİRİM?



KAYNAK

Mine AKVERDİ / Akşam PAZAR EKİ


Dünyaca ünlü Montessori eğitim yöntemi, özel oyunlar, fikirler ve etkinliklerle çocukların özgüvenini, kişiliğini ve becerilerini geliştiriyor. Montessori Vakfı Başkanı Tim Seldin’in Kaknüs Yayınları’nca Türkçe’de yayınlanan ‘Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?’ adlı kitabı yöntemi detaylarıyla anlatıyor.

Çocuklar dünyaya bomboş, tertemiz bir kağıt gibi geliyor. Zaman içinde o kağıda yazılanlar da onların karakterlerini, alışkanlıklarını, yapılarını ve becerilerini şekillendiriyor.

Haliyle onları mutlu ve duyarlı bireyler olarak yetiştirmek çok çetin bir görev. “Her öğretmen anne veya baba olmayabilir ama her anne baba mutlaka bir öğretmendir” diyor eğitimci Tim Seldin. Türkiye’de yeni yayınlanan ‘Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir’ kitabının yazarı olan Seldin, sözlerine şunu da ekliyor: “Anne-baba olarak görevimiz sadece çocukları beslemek, kucaklamak ve korumak değil. Aynı zamanda onlara bağımsız hareket edebilmeyi; kendilerine güvenen, doyuma ulaşmış, başarılı ve mutlu birer yetişkin olmayı öğretmeliyiz.” Peki, bunu nasıl yapacaksınız? Cevap Seldin’in kitabında! ‘Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?’de sunulan bütün o renkli, eğlenceli, öğretici, ilginç, yaratıcı ve faydalı bilgilerin temelini ise 100 yıllık, dünyaca ünlü bir çocuk eğitim yöntemi oluşturuyor: Montessori Metodu.

AMAÇ ÖĞRENME İSTEĞİNİ ARTIRMAK

1900’lü yılların başında çocuk eğitimine yepyeni bir anlayış getirerek dünyada devrim yaratan eğitimci ve bilim kadını Maria Montessori’nin geliştirdiği bu eğitim metodunun temel felsefesi şu: “Eğitimin amacı sadece çocuğa bilgi aktarmak değil, her çocuğun tabiatında zaten var olan keşfetme ve öğrenme isteğini uyandırmaktır!” Metot, çocuğun okula ve öğrenmeye karşı pozitif tutum edinmesini hedefliyor. Bunun yanında her çocuğun kendine güvenini geliştirmesini, konsantrasyonunu artırmasını, doğru ve olumlu alışkanlıklar geliştirmesini ve en önemlisi çocukta kalıcı merakın beslenmesini amaçlıyor. Kendisi de bu metotla büyümüş olan ve şimdi de Montessori Vakfı Başkanlığı’nı yürüten Seldin, yeni kitabı aracılığıyla başarısı kanıtlanmış bu eğitim metodunun tüm püf noktalarını dünyayla paylaşıyor. Kitapta günlük hayatta rahatça uygulanabilecek sayısız yöntem, egzersiz, eğitici ve yaratıcı oyunlar, eğitimde kullanabileceğiniz renkli aksesuarlar tüm detaylarıyla önünüze seriliyor. Çocuk için güvenli ve özgürleştirici ev dekorasyonu, duyuları geliştirecek faaliyetler, ev işlerini, nezaket kurallarını ve öz bakımı öğretecek yöntemler de cabası… Kısacası, Montessori Metodu’nun sunduğu basit ve eğlenceli tavsiyelerle kendi çocuğunuzu bir harika çocuğa dönüştürmeniz hiç zor değil!

Montessori Metodu’nun temeli

Zeka dahilere mahsus değildir. Her çocuk doğuştan zekidir. Küçük yaşta, doğru uyaranlarla, mantık yürütme ve problem çözme yetenekleri geliştirilebilir.


Eğitimde en önemli dönem hayatın ilk 6 yılıdır.

Çocukların ihtiyacı olan şey, kendi kendilerine yetebilme ve bağımsız hareket edebilme becerilerini geliştirebilmektir.

Sınavlar ve yarışlar çocukları iyi eğitmek için etkili yöntemler değildir. Bir çocuk, okulunu güvenli, heyecan verici ve eğlenceli olarak gördüğü zaman çok daha iyi öğrenebilir.

Özsaygı, özgüven ve yetkinlik hissi ile yeni bilgiler öğrenip kendini geliştirme arasında doğrudan bağlantı vardır.

En iyi öğrenme metodu, öğrenilen şeyi tecrübe ederek, günlük yaşamda uygulayarak ve problem çözme becerisi olarak kullanarak öğrenmektir.

Çocuğun öğrenmesinde en kritik dönemler

Montessori’ye göre çoğun öğrenmesinde en kritik dönem 0-6 yaş aralığı. Bu süre zarfında da her konu için farklı bir ideal öğrenme dönemi var. Eğer çocuğunuzun hangi dönemde hangi konulara ilgi duyduğunu ve onu bu alanlarda nasıl eğiteceğinizi bilirseniz zihinsel kapasitesini ve becerilerini artırabilirsiniz. İşte kitaptan birkaç ipucu…

HAREKET DÖNEMİ (0-1 yaş): Bebek nesneleri tutmayı, dönmeyi, emeklemeyi ve yürümeyi bu dönemde öğrenir. Ona mümkün olduğunca fazla hareket özgürlüğü vermek önemlidir. Evinizi ya da çocuk odasını çocuk dostu ve güvenli bir şekilde dekore etmek hem hareket kabiliyetini artıracak hem de özgürce gezip eşyaları inceleyerek keşfetmesini sağlayacaktır.

DİL GELİŞİMİ DÖNEMİ (0-6 yaş): Ona resimli kitaplar okumak, evdeki eşyaların isimlerini öğretmek önemlidir. ‘Şimdi seni kucağıma alıyorum’ gibi yaptıklarınızı açıklayıcı şekilde onunla sürekli konuşarak dil ile davranışlar arasındaki bağlantıyı kurmasını da sağlarsınız.

DUYULAR (2-6 yaş): Duyuların öğrenimi, doğumdan itibaren başlar fakat 2 yaşından itibaren tat alma, duyma, dokunma ve koklama çocuğun daha fazla ilgisini çeker. Bu dönemde çocukların duyularının farkına varmalarını sağlayacak egzersizler yaptırmak önemlidir. Bunun için doğadan faydalanabilirsiniz.

DÜZENLİLİK (2-4 yaş): Bu dönemde çocuklar günlük rutin işleri çok severler. İstikrardan ve tekrarlardan hoşlanırlar. Ona su doldurmak, masa kurmak, düğme iliklemek gibi basit işler vererek hem kendi öz bakımını hem de ev işlerini öğretebilirsiniz. Kendi işini görebilme becerisini kazandırmak, ona özgüven ve bağımsızlık aşılar.

MÜZİK (2-6 yaş): Müzik, çocuğun günlük hayatının bir parçası olduğunda, çocuğunuzun ritim ve melodi gelişimine bu dönemde kendiliğinden ilgi gösterdiğini fark edersiniz. Müzik eşliğinde şarkı söylemek, dans etmek, el çırpmak gibi oyunlar oynayabilir, davul, gitar, zil gibi müzik aletleri kullanmaya teşvik edebilirsiniz.

UZAMSAL İLİŞKİLER (4-6 yaş): Bu dönemde çocuğunuz boyut ve mekan ilişkilerini daha iyi anlayacaktır. Karmaşık yapbozlar üzerinde uğraşmak zihinsel gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

MATEMATİK (4-6 yaş): Rakam ve nicelikle ilgili bu kritik evrede çocuğa somut matematik egzersizleri yaptırmanın birçok yolu var. En basiti ise sayı saymayı öğretmek. Mutfakta yemek yaparken malzemeleri birlikte saymak, oyuncakları saymak gibi günlük hayatta birçok fırsatı değerlendirebilirsiniz.


İLGİLİ DİĞER LİNKLER

PRATİK ANNE


14 Mart 2009 Cumartesi

O DAHA 3 YAŞ 3 AYLIK ama neler yapıyor...

KENDİ KÜÇÜK AMA YAPTIĞI İŞLER BÜYÜK...



@Şimşek mcqueen,ayakkabı tamircisi ve cinler,3 küçük domuzcuk,kırmızı başlıklı kız...Bir yaşın üzerinde çocuğu olan herkese çok aşina gelecektir bu isimler...Çünkü bizim minik tosbaa yatarken bu hikaye ve masalların okunmasını talep ediyor.Önce ben anlatıyorum sonra "bi daa" diyerek kendi başlıyor anlatmaya. Dinlemek de çok keyifli.

@Herşey değişiyor hem de çok çabuk,becerileri de çok hızlı gelişiyor. Bazen şaşırıyorum bu küçük adam nasıl yapabiliyor diye ama gelişiminin bir parçası tabi ki bunlar.

@Artık kendi çatal,bıçak ,kaşığı olmadan yemek yemiyor(renkli plastikten). Onları dolaptan alıp tabağının yanına yerleştiriyor.Çatal sola, kaşık ve bıçak sağa... "yemekteyiz" programına inat doğru yerleştiriyor bizim tosbaa :))( bunu öğrenebilmesi için her seferinde ısrarla aynı şekilde masa hazırlamalısınız. ne görürse onu öğreniyor) Çatal ve kaşığı kullanmaya başlayalı çok oldu ama bıçak daha yeni. Meyve yerken (elma ,muz),tostunu yerken,ekmeğine reçel sürerken bıçağını kullanması çok hoşuma gidiyor.

@Tamir aletlerine olan ilgisi ise nerdeyse bebekliğinden beri var. Babasıyla tamir yapmaktan çok hoşlanıyor.Kendi oyuncak aletleri de var ama o illaki orjinalleriyle iş yapacak.
@Kelime dağarcığı artık daha hızlı gelişiyor. Hafızasına aldığı ve telaffuz ettiği kelimeler artıyor. Bunu geliştirmek için de hep kitaplar okuyorum,olayları ona anlattırıyorum.

@"Tamirci bob'un kelimeler dünyası" minik tosbaa'mı konuşturmak için yapılmış bir kitap sanki... 400'den fazla kelime var içinde. Burada önemli olan onun ilgisini çeken bir konu olması. Tamirci bob cd lerini daha 2 yaşındayken çok keyifle izlerdi,traktör, iş makineleri,inşaat malzemeleri en sevdiği oyuncaklarıydı. Hatta oğlumun ilk söylediği kelime de "traktör" olmuştu...
Bu sebeple bu kitap üzerinde konuşmak, gördüklerini anlatmak ona çok keyif veriyor. Bu sayede de bir çok kelimeyi de severek öğreniyor.

""""""""""""""""""""""""""""""""(detaylar için resmin üzerine tıklayın.)"""""""




@Dinozor Barney ve tren Thomas ise severek izlediği cd.ler.

@Bu aralar "Transformers "daki robotlar çok önemli bir yer tutuyor onun hayatında. Şekil değiştirmesi çok ilgisini çekti. Hatta robotlar ona güçlü olmayı çağrıştırıyor. "Ben abiyim ve robot gibi güçlüyüm" cümlesini de sık sık işitiyoruz ondan.. Dövüşen robotlara ilgisi bu aralar yoğun. İçerik ve konu olarak tam takip etmiyor olsa da görsel olarak çok sevdiği robot çizgi filmleri şunlar: Megas xlr ve Ben10
""" """

@Arabalarını evdeki halının üzerindeki çizgilerde sürmeye başladı. Üzerinde yollar,evler,ağaçlar ,parkyerleri ve fabrikalar çizilmiş bir halı görünce de hemen aldım minik tosbaama... Arabaları ile oynayacağı zaman hemen halısını seriyor.




@Ayrıca yukarıdaki gibi bir organizer kutu ise oyun hamurları için ideal.Hamur ile en çok robot ve araba yapıyor. Oyun hamuru ve kutusu diğer tüm oyuncakları gibi istediği an ulaşabileceği noktalarda.Hangisini isterse onunla oynuyor. Oyun bitince hepsini toplayıp yerine kaldırıyor bizim tosbaa...


@Kıyafetlerini onun erişebileceği mesafelerdeki dolaplara taşıdım.Dışardan gelince montunu çıkarıp yerine asabilir,kilot ve atletlerini alıp giyebilir,ayakkabılarını ayakkabı dolabından alabilir, bir basamağa çıkarak dişlerini fırçalayabilir,ellerini ve yüzünü yıkayabilir ...
Tüm bunları kolaylıkla yapması için gerekli ortamı hazırlamak lazım ki çocuk da istekle yapabilsin ve YAPMA VE BAŞARMA duygusunu hep yaşasın.

harika çocuk nasıl yetiştirilir
montesorri

06 Mart 2009 Cuma

Çocukların evde ve okulda edineceği iyi alışkanlıklar neler?


Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Peki bu durumda çocuklarımıza 'teşekkür ederim', 'birşey değil' demeyi ya da yalan söylememeyi nasıl öğreteceğiz? Kesin olan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen çocukların ileride zorluk çekecekleri.

KAYNAK

Okul öncesi çağı iyi değerlendirilirse iyi alışkanlıklar edin­menin en elverişli çağıdır.

Bu çağda çocuklar yetişkinlerin davranışlarını aynen kopya etmeye çalışırlar. Eğer okulda bu­lunuyorsa öğretmenin hareketleri onun için önemli bir değer ifade etmektedir.

Gerek sözlü ve gerekse hareketlerle gösteri­len nezaket kuralları çocuk için iyi örnek olacaklardır.

"Ağaç, yaş iken eğilir" sözü hatırlanmalıdır.

Bu yaş çocuklarının iyi alışkanlıklar kazanmasında en önemli faktör zaman faktörü­dür.

Çocuğun tüm davranışları zamanlı, planlı, programlı, sü­rekli ve kalıcı alışkanlıklar olmalıdır.
Çocuğun gözünü açtığı ilk mekân aile ocağı olduğuna gö­re, iyi ve temel alışkanlıkları bu ocakta alması gerekir.

O halde evde ne gibi alışkanlıklar edinmesi gerektiğini belirtmeye çalı­şalım:

*Çocuk zamanında yatmalı ve zamanında kalkmalıdır.

*Üç yaşındaki bir çocuk gece saat 7'den sabah saat yediye kadar 12 saat; gündüz 2-2,5 saat uyumalıdır.

Diğer temel alışkanlık­ların başlıcalarını da şöyle sıralamak mümkündür.

*Nezaket kuralları,

*büyüklerini ve küçüklerini selamlama alışkanlığı,

*sevgi, saygı ve güven ilişkilerinin geliştirilmesi;

*çalışma ve iş başarma alışkanlığının kazandırılması;

*yalnız aile bireylerine karşı değil çevresindeki büyük ve küçük insanlara karşı da nezaket kurallarına uyması alışkanlığının kazandırılması;

*kendi kendine giyinip soyunması alışkanlıklarının kazandırılması;

*temizlik, tertip ve düzen alışkanlıkları:

*giysilerini temiz tutma,

*el yüz yıkama,

*dişlerini fırçalama,

*tuvalet alışkanlığı ve taha­retlenme,

*eşya ve oyuncaklarını temiz ve tertipli bulundurma.

*Tüm bu etkinliklerin zamanlı, planlı, programlı, sistemli ve sü­rekli olması alışkanlıkları kazandırılmalıdır.

Okulda edinilecek ve devam ettirilecek alışkanlıklar:

*öğ­retmen ve arkadaşlarını selamlamak;

*başlık, palto ve manto gi­bi giysilerini yerine asmak,

*konuşma kurallarına uymak,

*eşya ve oyuncaklarını başkasına zarar vermiyecek şekilde kullan­mak;

*oyun kurallarına uymak,

*arkadaşlarına yardımcı olmak;

*kendi kendine yemek yeme;

*çatal, kaşık bıçak kullanma,

*yemekten sonra, el yıkamak, sabun kullanmak, havlu kullan­mak, muslukları açık bırakmamak;

*yemekten sonra uyumak,

*sınıfın temizlik, tertip ve düzenine katkıda bulunmak...

Oku­lun bu planlı ve sistemli alışkanlık kazandırma çalışmaları ai­lelere de yansıtılmalıdır. Aile ile okul birbirini tamamlayan ortak bir strateji uygulamalıdır. Daha çok okul ailelere bilimsel rehberlikte bulunmalıdır. Çünkü her aile aynı ölçüde bu işlere yatkın değildir.


kaynak

05 Mart 2009 Perşembe

ÇOCUKLARA KEMAN EĞİTİMİ KAÇ YAŞINDA VERİLMEYE BAŞLANMALI

SUNA KAN kimdir

<< Keman ve piyano erken yaşlarda başlanması gereken birer enstrüman. Kişinin icra edeceği sanat dalı başlama yaşında etkin. Mesela bir çocuk 5 yaşında kontrbasa başlayamaz veya operaya erken başlayamaz. 5–6 yaş keman için uygundur. 10–11 yaş başlamak için biraz geç ama yeteneği varsa yine de olabilir. Çalışkanlık ve yetenek birbirini tamamlar. Çevresel etki kulağın algılama özelliğini destekler. Yeteneği ortaya çıkartan ısrarlı çalışmadır. Bana yetenek mi çalışmak mı derseniz. Çalışmak derim. Çoğu müzisyenin kulağı ritim ve nota algılama anlamında iyidir. Mesela benim öyledir, İdilin öyledir, Gürel Aykal’ın olağanüstü bir kulağı vardır. Ben çocukken piyanoda bir notaya basıldığında bizim evde piyano yoktu ama ne olduğunu bilmeden sesimle taklit ederdim. Duyulan sesi notayla ifade edebilme becerisidir bu. Örneğin dışarıda bir klaksiyon çalsa içinde birbirine karışmış çok sayıda nota olmasına karşın esas notasını duyarım. Bir müzik dinlerken onu nota görür gibi dinliyorum. Kulağın bu durumda olması bir kolaylık sağlıyor. Kulakta bu hassasiyet olmasa bile küçük yaşlardan başlayacak bir ses terbiyesi ile kulak bu hassasiyete ulaşabilir. Küçük yaşlarda çevresel etkilerle maruz kaldığınız seslerin etkisi kulağınızın müzikal yeteneği anlamında çok önemli.

Ben 5 yaşındayken babamla Ankara Ulusta enstrüman satan bir mağazaya gittik. Küçük dörtte bir keman aldık. Oyuncak gibi gözükse de el yapımı ve oldukça iyi bir kemandı. Hala bende duruyor.
Biz küçük bir evde oturuyorduk Ankara’da. Ben çalışırken gözüm dışarıda olurdu. Arkadaşlarım ip atlıyor, top oynuyor falan ama babam başımda tabi. İlk başlarda yarım saat sonra bir saat ve sonra her gün düzenli çalışırdım. Babam beni yüreklendirmek için zavallı çocukları sokaktan toplar onlara şeker, çikolata gibi şeyler verir ve beni dinlemelerini isterdi. Çünkü onlarda oynamak istiyordu benim cayır cayır kemanımı dinleyeceklerine oynamak daha cazipti. Bu nedenle babam onlara çikolata ve şeker verirdi. Babam küçücük iskemleleri dizer radyoda bir yer arar gibi yapardı ve sonra anons ederdi. Sayın dinleyiciler şimdi büyük kemancı Suna Kanı dinleyeceksiniz diye. Ben iki üç dakika bir şeyler çalardım ve babam çocuklara beni alkışlatırdı. Çocukluğumdan bunlar hatıramda yer eden anılardır. Bir çocuk için 5–6 yaşlarda çalışmak zor birşey. Disiplini o yaşlarda çocuğa aşılamak zor. Bu ancak sevdirmekle olur.>>

KAYNAK:
Devlet Sanatçımız Suna Kan ile müzik zekası üzerine konuştuk

25 Şubat 2009 Çarşamba

60-72 Aylık(5-6YAŞ) Çocukların Gelişim Özellikleri




A : Psikomotor Gelişim

1. Denge tahtasında ileriye-geriye doğru yürür.
2. Başlama ve durma komutlarına uyarak tempolu yürür.
3. Kendi başına ip atlar.
4. Kendi bedeni etrafında döner.
5. Ayak değiştirerek merdiven iner ve çıkar.
6. Atma ve tutma davranışlarını gerektiren etkinliklere katılır.
7. Yardımla sekerek yürür.
8. Ritmik hareketleri yapar.
9. Topu yakalayabilmek için ellerinden çok kollarını kullanır.
10. Orta boy topu yerde birden fazla sıçratır.
11. Parmak ucunda koşar.
12. Topukları üzerinde koşar.
13. Yaklaşık 30 cm. yükseklikten atlar.
14. Ritmik olarak seker.
15. Tek ayak üzerinde 8-10 saniye durur.
16. Düşmeden 10 kez öne doğru çift ayak sıçrar.
17. Kâğıt üzerine çizilmiş basit şekilleri keser.
18. Hamur gibi yumuşak materyalleri kullanarak 2-3 parçadan oluşan şekiller
yapar ve bunlardan bir kompozisyon oluşturur.
19. Modele bakarak daire, kare, dikdörtgen ve üçgen çizer.
20. Yatay, dikey, eğri ve eğik çizgileri ve bunların kombinasyonlarını
çizer.
21. İşaret parmağı ile diğer elinin parmaklarını sayar.
22. Üç metre uzaktaki hedefe top atar.
23. Baskı ve yapıştırma işlemlerini düzgün olarak yapar.
24. Yetişkin gibi kalem tutar.
25. 1-5 arası rakamları kopya eder.
26. İsmini kopya eder.
27. Eksiklerle çizilmiş insan resmini tamamlar.
28. Ev, araba, insan, ağaç gibi tanıdık resimleri çizer ve bunlardan bir
kompozisyon oluşturur.

B: Özbakım Becerileri

1. Elini, yüzünü yıkar, kurular.
2. Kendi kendine giyinir-soyunur.
3. Giysilerindeki düğmeleri çözer-ilikler.
4. Yemek yerken uygun araç-gereci kullanır.
5. Dişlerini fırçalar.
6. Saçlarını tarar.
7. Bıçakla yumuşak nesneleri keser.
8. Bıçakla ekmeğine yumuşak nesneleri sürer.
9. Ayakkabılarını bağlar.
10. Tabağına servis tabağından yiyecek alır.
11. Duruma ve hava şartlarına uygun giyecekleri seçer.
12. Tuvalet gereksinimi ile ilgili işleri yapar.

C: Sosyal-Duygusal Gelişim
1. Toplum içinde kendisinden beklenen uygun davranışları gösterir.
2. Kızgınlık, mutluluk, sevgi gibi duygularını belli eder.
3. Başkalarının duygularını anlar.
4. Kurallı oyunların kurallarına uyar.
5. Başkalarına oyunun veya etkinliğin kurallarını açıklar.
6. Sorumluluk alma ve kurallara uyma davranışlarını gösterir.
7. Kendine güven duyar.
8. Yeni ve alışılmamış durumlara uyum sağlar.
9. Yapı-İnşa oyunları plânlar ve oynar.
10. Grup kurallarına uyar.
11. Kendi arkadaşlarını kendisi seçer.
12. Zaman, yer ve ayrıntılarla ilgili bilgi verildiğinde gerçeğe yakın
dramatik oyunlar oynar.
13. Sorulduğunda ailesi ile ilgili bilgi verir.
14. Sorulduğunda adresini ve telefon numarasını söyler.
15. İş birliğine dayanan oyunlara katılır.
16. Kendisini ifade etmede özgün yollar kullanır.
17. Duygusal durumunu ifade etmede dramatik oyunu ve çeşitli araçları
kullanır.
18. İstediklerine ulaşmada sosyal olarak kabul edilebilir davranışlar
gösterir.
19. Kendi cinsiyetinden memnuniyet duyar.


D: Bilişsel Gelişim

1. Bedeninin parçalarını kendi üzerinde adlandırır ve resimle eşleştirir.
2. Artık materyalleri kullanarak özgün bir ürün oluşturur.
3. 10-25 parçalı yap-bozu yapar.
4. Aynı dokuya sahip 6-10 nesneyi eşleştirir.
5. Aynı dokuya sahip 6-10 nesneyi gruplar.
6. İki üçgeni birleştirerek kare yapar.
7. 20'ye kadar atlamadan sayar.
8. 1-10 arasında verilen nesne grupları ile rakamları eşleştirir.
9. Nesneleri kullanarak toplama ve çıkarma yapar (1’den 10’a kadar).
10. Yaşadığı şehrin ve sokağın adını söyler.
11. Dün, bugün ve yarın ile ilgili konuşur.
12. Daha önce dinlediği öyküleri içeriğine uygun olarak anlatır.
13. Nesneleri bir özelliğine göre (renk,şekil,boyut gibi) gruplandırır.
14. Sorulan sorulara kendine özgü cevaplar verir.
15. Nesnelerin bir sıra içindeki konumunu (birinci, ikinci, üçüncü gibi)
isimlendirir.
16. Haftanın günlerini sırasıyla söyler.
17. Kısa bir süre gösterilip gizlenen resimdeki nesneleri hatırlar.
18. Sağını- solunu gösterir.
19. Gösterilen iki resimden birinde var olan farklılıkları gösterir.
20. Günlük yaşamda kullanılan sembolleri tanır.
21. Yarım ve bütün olan nesneleri gösterir.
22. Belli bir olaydan sonra ne olacağını tahmin eder.
23. Nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösterir.
24. Eşleştirme, ilişki kurma, gruplandırma ve sıralamayı neye göre yaptığını
açıklar.
25. Basit neden- sonuç ilişkilerini açıklar.
26. "En az, en çok, birkaç"ın anlamını bilir ve uygun davranışı gösterir.

E: Dil Gelişimi

1. Günlük deneyimlerini anlatır.
2. Birbirini izleyen üç emir tümcesinde istenileni sırası ile yerine
getirir.
3. Tekil ve çoğul ifadeleri birbirine dönüştürerek kullanır.
4. Bazı sözcüklerin eş ve karşıt anlamlarını bilir.
5. “Ne zaman, neden, nasıl ?” gibi soru sözcüklerini içeren soruları
cevaplar.
6. “Çünkü, daha sonra” gibi bağlaçlar kullanarak konuşur.
7. Olayları oluş sırasına göre anlatır.
8. Yer bildiren sözcükleri yerinde ve doğru olarak kullanır.
9. İsteklerini uygun tümcelerle ifade eder.
10. Birleşik tümceler kullanır.
11. Basit şakalar yapar.
12. Tümcelerinde genellikle özneye uygun fiil kullanır.
13. Kullandığı tümce yapıları yetişkininkine yakın olur.
14. Soyut ifadeleri anlar.

kaynak

36-60 Aylık (3-5 YAŞ)Çocukların Gelişim Özellikleri



A. Psikomotor Gelişim

1. Çizgi üzerinde yürür.
2. Daire etrafında döner.
3. Çift ayakla uzağa atlar.
4. Çift ayakla sıçrar.
5. Geri geri çift ayak sıçrar.
6. Tek ayak üzerinde sıçrar.
7. Tek ayak üzerinde 5-7 saniye durur.
8. Ayak değiştirerek iner-çıkar.
9. Yuvarlanmakta olan topa tekme atar.
10. Atılan topu yakalar.
11. Yerden zıplayan topu yakalar.
12. Topu kendisi sıçratıp yakalar.
13. Bir metre yukarı atılan topu yakalar.
14. Hareket halindeki büyük bir topu ayağı ile durdurur.
15. 20 cm. yükseklikten atlar.
16. Kendine doğru zıplatılan topu yakalar.
17. Parmak ucunda yürür.
18. Topuk ve ayak ucuyla yürür.
19. Topuk ve ayak ucuyla geri geri yürür.
20. Dokuz blokla kule yapar.
21. Plastik çivi tahtasına çivi takar - söker.
22. Daire şeklini çizer.
23. Kare şeklini çizer.
24. Üçgen şeklini çizer.
25. Makasla basit şekilleri keser.
26. Oyun hamuru gibi yumuşak materyalleri kullanarak değişik şekiller
oluşturur.
27. Çeşitli şekiller çizer ve boyar.
28. İpe boncuk, makarna vb. dizer.
29. Çeşitli malzemelerle baskı yapar.
30.Bir kaptan başka bir kaba sıvıları boşaltır.
31.Ritme uygun dans eder.

B. Özbakım Becerileri

1. Düğmesiz ve bağsız giysileri yardımsız giyinir.
2. Yardımla saçını tarar.
3. Giysisindeki büyük düğmeleri ilikler-çözer.
4. Giysilerinin önünü-arkasını ayırt eder.
5. Ellerini yıkar.
6. Dişlerini fırçalar.
7. Sözel ipuçları ile tabakları, peçeteleri, çatal ve kaşıkları doğru
yerleştirerek sofra kurmaya yardım eder.
8. Boyuna uygun bir askıya ceketini veya hırkasını asar.
9. Masada kirlettiği kendine ait yeri temizler.
10. Gece gereksinim duyduğunda uyanır ve tuvalete gider.
11. Burnunu mendille siler.
12. Ev işlerine yardım eder.
13. Kendisine ait eşyaları toplar.
14. Yardım ile bıçak kullanır.

C: Sosyal-Duygusal Gelişim

1. Toplum içinde kendisinden beklenen uygun davranışları gösterir.
2. Yetişkinlerin konuşmalarına katılır.
3. Aldığı sorumlulukları yerine getirir.
4. Nezaket kurallarını uygular.
5. Kendisinden küçüklere sevgi ve ilgi gösterir.
6. Oyuncaklarını paylaşır.
7. Yetişkinlerin yönettiği grup oyunlarına katılır.
8. Diğer çocuklarla çeşitli oyunlar oynar.
9. Basit kurallı oyunlar oynar.
10. Sırasını bekler.
11. Haklarını korur.
12. Övgüden hoşlanır, yaptığı işin beğenilmesini ister.
13. Kendisi ile ilgili sorulara uygun cevaplar verir.
14. Duygularını ifade eder.
15. Bir sorunu olduğu zaman yardım ister.
16. Sofra kurallarına uyar.
17. Adını, soyadını ve yaşını bilir.

D: Bilişsel Gelişim

1. Büyük-küçük, az- çok, açık-kapalı, uzun-kısayı resimde ayırt eder.
2. 4-8 parçalı yap-bozu yapar.
3. Sayı ile nesne arasında ilişki kurar (1'den 10'a kadar).
4. 1'den 10'a kadar sayar.
5. Yetişkinin istediği sayıdaki nesneyi verir (1'den 10'a kadar).
6. İki yarım daireyi birleştirip daire yapar.
7. Nesnelerin neden yapıldığını söyler.
8. “Neden evimiz, kitabımız, saatimiz, gözlerimiz vardır” gibi soruları
cevaplandırır.
9. Tamamlanmamış insan resmine kol ve bacak çizer.
10. Resmi gösterilen mesleklerin adını söyler.
11. Meslekler ile kullandıkları araç-gereçler arasında ilişki kurar.
12. Kısa bir süre gösterilip gizlenen tek nesne resimlerinin neye ait
olduğunu hatırlayarak söyler.
13. Artık materyalleri kullanarak özgün bir ürün yaratır.
14. Ana ve ara renkleri eşleştirir.
15. Ana ve ara renklerle ilişki kurar.
16. Ana ve ara renkleri gruplar.
17. Ana ve ara renkleri sıralar.
18. Verilen nesneleri açıktan koyuya, koyudan açığa doğru sıralar.
19. Bir olayı oluş sırasına göre anlatır.
20. Gösterilen resimlerle ilgili öykü oluşturur.
21. Objeleri temel özelliklerine göre gruplar (hayvanlar, sebzeler,
çiçekler).
22. Resme bakarak nesneyi tanımlar.
23. Dil, boyun, kol, diz, parmak gibi beden parçalarını gösterir.
24. Neden-sonuç ilişkisi kurar.
E: Dil Gelişimi

1. Konuşmalarında bağlaç kullanır.
2. Kendi kendine bir şarkı, şiir, tekerleme söyler.
3. Yaptığı günlük işlerle ilgili olarak, sorulan sorulara cevap verir.
4. Konuşmalarında sıfat kullanır.
5. Konuşmalarında ifadelerin olumsuz biçimlerini de kullanır.
6. “Neden, nasıl, kim?” gibi soru sözcüklerini kullanarak tümceler kurar.
7. Konuşmalarında kişi zamirlerini kullanır.
8. Konuşmalarında yer bildiren ifadeleri doğru olarak kullanır (önünde,
arkasında gibi).
9. Konuşmalarında tümcenin temel öğelerini kullanır.
10. Konuşmalarında işaret zamirini kullanır.
11. Duygularını adlandırır.
12. Dün, bugün, yarına ilişkin zaman bildiren sözcükleri doğru olarak
kullanır.

kaynak

21 Ekim 2008 Salı

2-3 YAŞ ÇOCUKLARI KENDİNDEN İBARETTİR!

Çocuklar dürtü ve isteklerini kontrol altına almayı, geciktirmeyi, ertelemeyi bilmezler.

Olmadık yerlerde ve zamanlarda isteklerinin karşılanmasını isterler ve çoğunlukla tuttururlar.
Engelleyici nesne ve durumlar bireyde öfke yaratır.

Çocuklar da, anne ve babalarından ’’hayır ’’ cevabını aldıklarında, istekleri bir şey olmadığında öfkelenirler.



Ama ilk sekiz yıl içersinde görülen öfke duygusu ve ardından gelen tepki kısa sürer (ortalama 5 dakika), daha sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür.

Önemli olan anne babaların bu anda çocuğa nasıl davranmaları gerektiğini bilmeleri ve bu davranışları çocukta kalıcı hale getirmemeleridir.


Bu dönemde öfke tepkilerine karşı anne babaların yapacağı en uygun davranış bu tepkilerin kısa süreli olduğunu da düşünerek çocuğun dikkatini başka yöne çekmek olacaktır.

Çocuk bu olumsuz ve hırçın davranışları sergilediğinde kısa bir süre, ilgisiz davranmak, umursamamak, onlarla sürtüşmeye girmemek, dikkatlerini o an ortamda bulunan başka bir şeye çekmek yapılacak en doğru olan davranışlardır.

Ayrıca anne ve babaların o an başka şeylerle meşgul olup olumsuz davranışı bittikten sonra ilgilenmeleri daha uygun olur. Bu anlarda sakin ve sabırlı davranmak çok önemlidir.

Öfkesi geçen çocukla onun bu duygusunu anlayarak kabul eden bir yaklaşımla ama kararlı bir ses tonu ile konuşmak en doğrusudur. Çocuğun bu öfke davranışı anne babalarda da öfke duygusu uyandırmamalıdır. Anne babalar unutmamalıdır ki bu dönem geçicidir.

İki buçuk – üç yaşları anne babaların yapması gereken en iyi davranış çocuğun belli kurallar ve sınırlar çerçevesinde saltanatının sürmesine izin vermektir.

Dört yaşından sonra da çocuk her istediğinin karşılanmayacağını, belli kuralların olduğunu öğrenmeye başlar.


"Çocuklarda İki Yaş Sendromu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Eylem AYRANCI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

kaynak:

2-3 yaşlarındaki bir çocuk, dünyayı ancak ihtiyaçları çerçevesinde algılar.

Başka bir ifadeyle dünya, onun ihtiyaçlarından ve kendinden ibarettir. Bu yaşlardaki bir çocuk, kendi becerilerini ortaya koymanın peşinden koşmakta, paylaşmayı öğrenmekte, davranış değişiklikleri göstermektedir.

Sosyal ve davranışsal gelişim

Çocuğunuz 2-3 yaşlarında sadece kendisine ve gereksinimlerine odaklanmıştır ve dünyayı neredeyse yalnızca kendi bakış açısından algılar. Bu durum, bazı bakımlardan aslında onun için bir avantajdır; böylelikle kendi becerilerini ve yeteneklerini geliştirmeye odaklanabilir.

Bırakın, paylaşmayı öğrensin

2-3 yaş grubu bir çocuk için, kendine odaklanmış yapısı, oldukça tipik bir davranış biçimidir. Sahiplenici ya da yalnızca kendine odaklı davransa bile, bu onun bencil olduğu anlamına gelmez. Kendisine ait olduğunu düşündüğü şeyleri başkasıyla paylaşması için bir neden yoktur. Bazen aynı gelişim döneminden akran çocuklarla etkileşimde bulunmak ya da oyuncaklarını ve aktivitelerini paylaşmak onun için çok zordur. Onu, diğer insanlara karşı düşünceli davranmaya teşvik etmek isteyebilirsiniz, ancak bir çocuk beş ya da üzeri yaşa gelmedikçe, bir başkasının gereksinimleri için içten gelen, samimi ilgi gösteremez.

Ona karşı her konuda cömert olun

Bu yaştaki bir çocuktan başkalarını düşünmesini istemek ve böylece davranışlarını etkilemeye çalışmak faydasızdır; o henüz bir başkasının duygularını anlayıp paylaşamaz. Bir arkadaşını ittiğinde, birisi onu iterse kendini nasıl hissedeceğini düşünmesini istemek hiç işe yaramayacaktır. Basit ve anlaşılır olun ve “biz başka insanları itmeyiz” mesajını vurgulayın.


Bu, duygular hakkında konuşmalar yapmayın anlamına gelmez, fakat toplum dışı bir davranışı düzeltirken, yalnızca o hareketi yapmaması üzerinde durun. Aynı zamanda, içten gelerek yapılan en küçük nazik ve düşünceli davranışı da mutlaka dile getirin ve övün. Böylece çocuğunuzun sosyalleşme adına öğrendiklerini desteklemiş olursunuz.

kaynak

08 Ekim 2008 Çarşamba

KAÇ KİLO ALMALIYIM??


GEBELİKTE KİLO ALIMI

Gebelik Öncesi vücut ağırlığı mümkünse saptanmalı ve standartlara göre değerlendirilmelidir

Yetişkinlerde boya uygun vücut ağırlığını saptamak için standartlar kullanılmaktadır.

Beden kitle indeksinin kullanılması ise daha pratik bir yöntemdir.

Boy ölçülür, metre olarak yazılıp karesi alınır. Çıkan rakam 20 ile çarpılırsa boya uygun ağırlığın alt sınırı, 25 ile çarpılırsa boya uygun ağırlığın üst sınırı bulunur (ortalama 21) bulunan değere gebelik ayına göre ekleme yapılır.

Gebelik öncesi zayıf olan kişilerde düşük doğum ağırlıklı bebek doğum oranı ve preeklamsi riski yüksektir. Gebenin diyetine ek besinler eklenerek bu durum düzeltilebilmektedir.

Gebelik öncesi şişman olan kişilerde ise hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi birçok komplikasyonun riski artmaktadır.

Gebelikte ağırlık kazanmanın izlenmesi önem taşımaktadır. Gebe kadın ilk üç ayda 0.5-1 kg, sonraki aylarda ise ayda ortalama 1.5-2.0 kg. ağırlık kazanmalıdır.

Gebelik süresince annenin toplam ağırlık artışı ( 10-14 kg.) ortalama 12.5 kg %15, olmalıdır. 7 kg dan az ağırlık kazanma, anne ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokar.
Gebelik öncesi anne şişmansa daha az kilo almalıdır. Anneye beslenmesinin önemi sürekli anlatılmalıdır. Ayrıca ağırlık kazanımı az olduğunda anne sütünün veriminin düşeceği vurgulanmalıdır.

DİKKAT!

*Gebelik süresince anne ortalama 12.5 kg %15 (10-14 kg) ağırlık kazanmalıdır. (Ayda 1-1-5 kg.)

*Enerji eklemeleri, kadının gebelik öncesi ağırlığına göre yapılmalıdır.

*Gebelik öncesi ağırlığı normal olan kadına ilk 3 ay normal enerji gereksinimine 150 kalori, 4-9 ay arası ise 300 kalori eklenmelidir.

*Gebelik öncesi kadın şişmansa enerji eklemesi yapılmaz, ihtiyacı kadar verilir.

*Gebelik öncesi çok şişman kadınlara düşük enerjili diyetler ilk üç ay uygulanabilir.

*Dördüncü aydan sonra enerji kısıtlaması yapılmamalıdır. Kısıtlama gerektiğinde günlük enerji 1200-1500 kaloriden az olmamalıdır.

*Gebelik öncesinde kadın zayıfsa ilk 3 ay 250 kalori, sonraki aylarda ise 300 kalori ekleme yapılmalıdır.

kaynak

-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

İlk dönemde çok az kilo alınır. Bu 1-1,5 kg. gibidir.
14 haftadan sonra, haftada 0,5 almak mümkündür. Yani bu her ay 2 kilo anlamına gelir. 30. haftadan sonra kilo alımı yine düşer. Son haftalarda ya çok az kilo alınır, belki de hiç alınmaz.
Ayrıca unutmamak gerekir ki; alman kilonun çoğunluğunu su tutumu ve rahim içeriği teşkil eder. Ve bunlar doğumla hemen gider. Ama tabi yağ olarak kazanılan kilolar da vardır. Evet. Bazı yağlar karın, kalça ve sırtta deri altında birikir. Bunların yok olması için doğum sonrasında egzersiz yapılması çok iyidir.

Doğumdan sonra ne olur?
Alman kilonun büyük bir kısmı su tutumudur. Bu hamilelik hormonlarının yarattığı direkt bir etkidir. Doğumdan sonraki 10 gün içinde tutulan su gider. Geri kalan 3 kg. kadar bir miktardır.
Yağ nasıl vücuttan atılır?
Genelde aktif olan bir kadının ekstra bir çaba sarf etmesine gerek kalmadan, bunlar kendiliğinden gider. Emzirme de kilo vermeyi hızlandırır. Kilo vermede aceleci davranan kadınlara ise egzersiz yapmaları önerilir.

kaynak

-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Eğer doğum öncesi zayıf kategorisinde bir anne adayıysanız (yani beden kitle indeksiniz 20’nin altındaysa) haftada 500 g veya üstü kadar kilo almanız beklenir. Tersine şişman kategorisindeki annelerdenseniz (BKI niz 26 ve üzeriyse) haftalık kilo alımınız 300 g şeklinde olmalıdır. Yani ayda 1-2 kg ağırlık kazanımı normaldir

kaynak

21 Eylül 2008 Pazar

ÇOCUKLARDA UYKU VE YAPILAN ANA BABA HATALARI


Çocuğunuzun gece boyunca deliksiz uyumasını istiyorsanız, birlikte uyumaktan ve gece uyandığında beslemekten kaçının…

Montréal Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir araştırmada* anne-baba davranışlarının bebek ve çocukların uyku kalitesini etkilediği ortaya koyuldu.

Araştırmaya göre anne-babaların bebeği uyuturken sergiledikleri davranışlar çocuğun 4-6 yaşındaki uyku düzenini de etkiliyor.

Araştırmada 29-41 aylık çocukların uyutulma biçiminin bu çocukların 4-6 yaşındaki uyku düzenlerini de etkilediği saptandı. Çocukların uyku düzenini en fazla etkileyen anne-baba davranışları ise şunlar:




· Gece uyandığında çocuğa yiyecek ya da içecek verilmesi.
Bu durum kötü rüyaları tetikliyor, çocuğun gece 10 saatten az uyumasına veya uykuya dalmasının gecikmesine neden oluyor.

· Gece uyandığında çocuğun yanına yatılması ya da çocuğun anne-baba yatağına alınması.
Bu durum çocuğun yeniden uykuya dalmasını 15 dakika kadar geciktiriyor.

İlk yatırıldığı sırada çocuğun yanında kalmak ise uykuya dalmada gecikmeleri önlüyor.

Montréal Üniversitesi çocuk psikolojisi bölümünden Valérie Simard, gece uyandığında çocuğa yiyecek veya içecek vermenin bebeklik dönemindeki uyku sorunlarına karşı etkin bir strateji olduğunu ancak bu uygulamanın ilerleyen zamanlarda da devam ettirilmesinin uyku sorunlarına yol açtığını belirtiyor.
Simard, 29-41 aylık çocuğa gece uyandığında yiyecek ya da içecek verilmesinin çocuğun kötü rüyalar görmesine ve 4-6 yaşına vardığında da uyku süresinin azalmasına neden olduğunu da vurguluyor.

Simard anne-baba davranışlarından başka bebeğin kendi kendine de kötü uyku alışkanlıkları geliştirebileceğini ve bunların okul öncesi döneme ve hatta daha sonraki yıllara kadar devam edebileceğini belirterek; böyle durumlarda anne-babaların genellikle çocukla birlikte yatma yöntemine başvurduklarını söylüyor.
Ancak birlikte yatmanın uyku sorunlarının çözümü açısından etkin bir yöntem olmadığını vurgulayan Simard, araştırmanın birlikte yatmanın çocuğun gelecekteki uyku düzenini de olumsuz etkilediğini gösterdiğini belirtiyor.

*
Arch Pediatr Adolesc Med. 2008;162[4]:360-367.

KAYNAK

GECE TUVALET YAPMA EĞİTİMİ


  • Yatmadan önce tuvalete gidip çişinin tamamı yaptırılmalıdır.
  • Çocuk geceleri düzenli aralıklarla uyandırılmalı ve tuvalete gitmesi sağlanmalıdır.
  • Çocuğu düzenli aralıklarla kaldırabilmek için, düzenli bir yatış saati olmalıdır.

  • Örneğin: Çocuk akşam saat 22:00 de yatıyor ve sabah 10:00 da kalkıyorsa, her 3 saatte bir çocuk uyandırılabilir.Yani 22:00 de hemen yatmadan evvel tuvalete götürerek çişinin tamamını yapmasını sağladıktan sonra 3 saat aralıklarla 01:00, 04:00, 07:00 de uyandırarak tuvaletini yapması sağlanabilir.
  • Ancak sadece çocuğu tuvalete götürüp çişini yaptırmak yeterli olmaz.
    Çocuk tam olarak uyandırılarak tuvalete götürülmelidir.
  • Tamamen uyanık ve ne yaptığının farkında olması sağlanmalıdır.
  • Genelde çocuklar bu gece kalkmalarından pek hoşlanmazlar. Gözlerini açmadan, tuvalete gidip geldiklerinin farkına bile varmadan tuvaletlerini yaparlar, yani aslında uyanık değildirler.
  • Işıkları açarak, tuvalete kendi yürümesini sağlayarak, tuvaletini bitirdikten sonra kendi ve tuvalet temizliğini de yaparak yatağına geri dönmesi sağlanmalıdır.
  • Çocuklar bu işleri bilinçli olarak yapmadıkları sürece gece kaldırmanın hiç bir faydası olmayacaktır.
KAYNAK

28 Ağustos 2008 Perşembe

BİR İNSAN YETİŞTİRMEK

Kişilik dediğimiz karmaşık örüntü; doğuştan getirilen ve adına “mizaç” denilen özelliklerin, genetik faktörlerin aile ve çevre etkileşimiyle bir senteze ulaşması sonucu oluşur.

Bizler mesleklerimiz için ciddi eğitimlerden geçerken, “Bir İnsan Yetiştirmek” gibi belki de dünyanın en önemli işi için çok az bilgiye sahip olarak çocuklarımızı yetiştirmeye çalışmaktayız. Oysa dünyanın en zor mesleği anne baba olmaktır.

Hiçbir bilgi ve eğitim almadan öğrendiğimiz bu meslek, genellikle kültürel öğelerden ya da kendi anne babalarımızın bizleri yetiştirme biçimlerinden etkilenmektedir.

Her gelişim döneminin kendine özgü özellikleri ve yaşantıları vardır. Bunlarla ilgili doğru bilgi sahibi olmak, hangi davranış biçiminin sorun olup olmadığıyla ilgili daha sağlıklı düşünmemizi ve tutumlarımızı doğrudan etkileyecektir. Çocuklarımızı yetiştirirken farklı dönemlerde farklı davranış biçimleriyle karşılaşabiliriz. Bu noktada telaşa kapılmamalı ve doğru bilgilenerek en uygun yolu izlemeliyiz.


İlk 3 yılda çocuğun bağlanabileceği bir yetişkinin olması önemlidir. Yaşamın ilk üç yılında annenin kendisinin çocuğunun bakımı ve eğitimiyle ilgilenmesi en sağlıklı yoldur.

Annenin çalışması veya diğer nedenlerden dolayı çocuğun bakımı anne dışındaki kişiler-yakın akrabalar, bakıcı, kreş v.b.- tarafından sağlandığı durumlar da söz konusudur. Bu yetişkinin ilk olarak anne olması tercih edilse de, çalışan anneler için çocuğa bakan bu yetişkin anneanne, babaanne ya da iyi bir bakıcıdır olabilir. Yetişkinle kurduğu bu bağ, çocuğun birey olmaya geçiş sürecinde etkilidir ve çocuğun dış dünya ile ilişkisini kuran, ihtiyaçlarının doyurulmasını sağlayan bir araçtır.

İlk yıllarda, çocuğun en büyük gereksinimi sevgi, ilgi ve ihtiyaçlarının zamanında, yeter ölçüde giderilmesidir. Devamlı, dengeli ve kararlı bir sevgi, çocuğun sağlıklı büyümesi, sağlam bir kişilik geliştirmesi, çevreye uyumu açısından çok gereklidir.

Daha sonra çocuk ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmeye başlar, becerileri geliştirmeye başlar ve becerilerini geliştirmeye başladıkça birey olma özelliği kazanmaya başlar. Yine bu dönemde yetişkine olan bağlılığından kurtularak kendine güvenmeyi öğrenir ve sorun çözebilme yetisini geliştirir.

Çocuğun sosyal, zihinsel ve duygusal gelişiminin desteklenmesi için, yürümeye başladığı 1 yaş civarında hareket etmesine, çevreyi keşfetmesine fırsat vermek gerekir tabi çevreden gelebilecek zararlara karşı önlem almak koşuluyla. Tam tersi çok müdahaleci olmak, engelleyici olmak ise hem gelişimini olumsuz etkiler hem de yetişkinle kurduğu bağlılık bağımlılığa dönüşür.

2 yaş civarında ise çocukların hareketliliklerinde ciddi değişimler gözlenir; motor koordinasyonları artmıştır, dil gelişiminde ilerleme oluşmuştur, yetişkinlerle iletişime geçmeye başlamıştır.

Bu dönemde hem zihinsel gelişim açısından hem de özgüvenin gelişmesi açısından kontrollü destek sağlamak gerekir. Diğer becerilerini kazanmada olduğu gibi, oyun oynama konusunda da henüz desteğe ihtiyacı vardır.

Sosyal olarak yeterince olgunlaşmadıkları için yaşıtlarıyla oyun sürdüremezler. Anne-babayla veya kendilerinden büyük kendisini idare edebilecek daha büyük çocuklarla oynayabilirler.

Bu anlamda yeterli olgunluğa erişmeden anaokuluna başladığında yaşıtlarıyla uyum problemi ortaya çıkabilir.

Ayrıca bu dönemde anne-babanın çocukla oynaması sadece çocuğun oyun ihtiyacını karışlamak anlamına gelmemelidir. Aynı zamanda anne-babanın çocukla kurması gereken iletişimi geliştirmek, çocuğu tanımak, duygusal gelişimini takip etmek açısından da önemlidir. Ayrıca çocuğu oyun sırasında gözlemlemek ve onun oyun arkadaşı olmak çocuğu tanımak için en kolay ve en etkili yoldur.

"Çocuklarda İki Yaş Sendromu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Eylem AYRANCI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

DEVAMI İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

21 Ağustos 2008 Perşembe

USLU ÇOCUKLARIN SIRRI NEDİR?

Uslu çocukların sırrı nedir? Cevabı, sınır koymaktan korkmayan bir anne-babaya sahip olmaları.

Tavsiyelerimizle, olumsuz davranışlarını engelleyemeyen 2-3 yaşındaki çocuğunuzun davranışlarına sınır koyabilirsiniz.

İki-üç yaşlarındaki çocuklar evde veya onlarla bir yere ziyarete gittiğinizde, birtakım haylazlıklar yaparlar.

Bu yaştaki çocuklar, neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkındadırlar, ancak yanlış davranışı yapmamak için kendilerini engelleyemezler.

Bir anne-babanın dikkat etmesi gerekenlerden en önemlisi ise, çocukları haylazlığı yaptığı an verecekleri tepkilerdir.

Size, 2-3 yaşındaki çocuğunuza, çok sert ya da çok yumuşak olmaksızın, nasıl disiplin sağlamanız gerektiğiyle ilgili önerilerimiz olacak.

Bir öğrenme deneyimi

Disiplin kelimesi Latin kökenli "disciplina" kelimesinden geliyor ve "öğretme" ya da "öğrenme"' anlamında kullanılıyor. Aslında disiplinin hedefi de geçekten budur; çocuğa, iyi davranışın ne olduğunu öğretmek. Bu yaşta ceza vermek, bu tablonun bir parçası değildir. Bunun yanı sıra, istenmeyen davranışların çoğunun kaynağı meraktır, örneğin; "Eğer babamın diş fırçasını tuvalete atıp sifonu çekersem, fırıldak gibi olur mu?" diye düşünebilirler. Geri kalanlarının kaynağı ise aşırı neşeli olmalarıdır. 2-3 yaş çocuklarının doğru ve yanlışa dair bir fikri vardır, ama yanlış bir şeyi yapmaya da karşı koyamazlar. Bu yaş, kendini sınırlama duyusunu inşa etmenin zamanıdır. Bu evrede, çocuklar kendi farkındalıklarını kazanırlar ve sizi memnun etmek isterler.

Sorunları onlar ortaya çıkmadan önleyin

Disiplin, küçük çocuğunuz ve kendiniz için bazı temel kurallar koymak demektir.

Bu kurallar ve onları nasıl uygulayacağınızla ilgili önerilerimiz şöyle:

Yaramazlık yapabilme olasılığını aza indirin

Eğer ilgisini çeken nesneler onun ulaşamayacağı bir yerdeyse, örneğin; çocuğunuz sizin en iyi eşarbınıza bir toz bezi muamelesi yapamaz ya da ızgara çatalını köpeği dürtmek için kullanamaz. Her 20 dakikada bir "Sehpaya tırmanma!" diyorsanız, belki de sehpayı bir süreliğine ortadan kaldırmanın zamanı gelmiştir.

Küçük çocuğunuzun beden dilini öğrenin. Çocuklar sınırları denerler. Kardeşinin saçını çekmeden ya da duvarı boyamadan önce çocuğunuz geriye doğru bir bakış atabilir, yüzünde bir anda yaramaz, bir gülüş belirebilir ya da bir süre tereddüt edebilir. Bu, o harekete geçmeden hızlı davranıp onu yeniden yönlendirmeniz için bir şanstır, bu nedenle tetikte olun.

Olumlu olanı vurgulayın iyi davranışı geliştirin, böylece kötü olan davranışları tekrar etme ihtimali azalacaktır. Çocuğunuz iyi bir şey yaptığında, örneğin oyuncaklarını paylaştığında "Bu çok güzel.'" demeyin. "Oyuncaklarını paylaşman ne kadar güzel!" devin. Böylelikle neyi doğru yaptığını öğrenebilir.

Eşinizle ve çocuğunuzun bakısıyla tutarlı olun

Hangi davranışlara izin verilmeyeceği konusunda evdekilerle hemfikir olmalısınız. Eğer siz çocuğunuzun cep telefonuyla oynamasına izin vermezken eşiniz izin veriyorsa, bunun gibi ayrı düşündüğünüz konuları onunla yalnız kaldığınız bir ortamda tartışın.

Kuralları ortaya koymak

Çocuğunuzun hangi konuda olumsuz davrandığı önemli değildir; bu zaten çocukların yaptığı bir şeydir. Ama eğer olumsuz davranışları; kendilerine, diğer insanlara ya da eşyalara zarar veriyorsa, sizin için harekete geçme zamanıdır.

İşte önerilerimiz...

*Elinizden geldiği kadar sakin kalın:

Bazı belirli durumlar için, aşağıdaki "öfkeyle baş etme yolları" başlıklı bölümü okuyun.

*Can alıcı olanı söyleyin:

Çocuğunuz harekete geçtiğinde yalnızca "Hayır" demeyin. Eğer durmazsa cezanın ne olacağını söyleyin, örneğin; "Oyuncak trenini fırlatmayı bırakmazsan, günün geri kalanında onunla oynayamayacaksın."

*Olumsuz davranışın sonucuna dair yakın bir bakış açısı sağlayın:

Örneğin, kızım babamın kitaplığındaki kitaplara zarar verirse, ona sayfaları yırtılan kitapları göstermeliyim ve büyükbabanın neden üzüldüğünü açıklamalıyım.

*Çocuğunuzun yalnızca özürler dilemesini değil, aynı zamanda zararı telafi etmek için bir şeyler yapmasını da sağlayın:

Eğer oyun arkadaşının yaptığı kuleyi yıkarsa, onun yeni bir tane daha kule inşa etmesine de yardım etmeli.

*Oyuna ara vermeyi deneyin:

Şu eski yöntem iyi sonuç veren bir çaredir, özellikle çocuğunuz uzlaşmadan uzak duruyorsa ya da sakinleşmeyi reddediyorsa... Onun odasında ya da güvenli başka bir yerde oturmasını sağlayın ve siz izin verene kadar kalkamayacağını söyleyin. Bunun için iki ya da üç dakika uygundur.

*Öfkeyle baş etme yolları

Çocuğunuz yaramazlık yaptığında duygularınızı kontrol edebilmeniz her zaman en iyisidir. Ilımlı şekilde disipline ederseniz, anlaşmazlığın çözümünün sakin bir şey olduğunu göstermiş olursunuz.

Market tepinmesiyle baş etmek zorunda kalan tüm ailelerin bildiği gibi, bu her zaman kolay değildir. Eğer evdeyseniz. kendinizi kontrol edebilecek hale gelene kadar başka bir odaya çekilmek uygundur. Eğer bir marketteyseniz, bir şeyler yerli yerine oturana kadar birlikte dışarı çıkıp bir süre oturabilirsiniz. Ani durumlarda bunu daha nadir sağlarsınız, örneğin çocuğunuz çok kalabalık bir sokağa fırladığında onu öyle bir azarlarsınız ki ağlamaya başlar. Bağışlanabilir olduklarında, böylesi davranışlar, kesinlikle örnek teşkil etmemeli. Çocuğunuza neyi yanlış yaptığını anlatmak için zaman harcayın. Yolun kenarına oturun, birlikte arabaların birbirlerinin arkasından nasıl hızlı gittiklerini izleyin ve ona, incinmesini istemediğinizi anlatın.

Kaynak:

Sağlıklı tutum:

Ailenin çocuğa karşı tutumunun iki temel ögesi vardır;

1. Sevgi, 2. Disiplin.

Kuramsal olarak en olumlu tutum, temel gereksinimleri en uygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren, iki temel ögeyi en sağlık biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur (10,11).


Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme yada iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlar.
Disiplin, tutarlık ve esneklik gibi temel ilkeleri içermelidir.

*****
Katı ve baskıcı disiplinle
davranışı yönlendirmeyi amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke ve kızgınlık içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar (12).

KAYNAK


SEVGİ TEMELLİ DİSİPLİN

Disiplin aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır. Ancak disiplin çoğunlukla "cezalandırma" ile eşdeğer zannedilir. Her ne kadar bu kelime kuralcılık anlamına gelse de, disiplin gerçek anlamda çocuğun topluma uyumu üzerine yoğunlaşmakta ve davranışlarını yönlendirmeyi amaçlamaktır. Disiplin; çocuğa istenen davranış alışkanlıklarını öğretmek, kendi kendini yani iç denetimini sağlamaktır. Bu ise dıştan zorlamayla olmaz. Önemli olan içselleşmiş bir sorumluluk duygusunun çocukta oluşturulmasıdır.

Gelişim süreci içinde çocuk, zihinsel gelişimi için ilgileneceği bir faaliyet arar. Sıkıldığında yaptığı bazı davranışlar, yaramazlık ve zarar verici davranış olarak adlandırılır. Oysa çocuk hiçbir şey yapmamaktansa zaman zaman kötü şeyler yaşamayı yeğler, başka bir deyişle ona göre herhangi bir uyarım veya heyecan, canını acıtacak türden de olsa hiç yoktan iyidir.

Çocuk disipline alıştırılırken, onun gelişimine bağlı sınırlılıklar göz önüne alınmalıdır. Özellikle erken çocukluk yıllarında çocuğun ihtiyacını belirlemek ve davranışın altındaki nedeni bularak davranışın değişimini sağlamak anne baba kadar çocuğu da tatmin eder. Benlik kontrolü ve anne babanın isteklerine cevap verebilme yeteneği zamanla kazanılır. Anne-baba uygun davranışı sergilemesi için çocuğa model oluşturarak, sınırlarını belirleyerek, açıklama yaparak yardımcı olabilir. İstenmeyen davranış karşısında hoşnutsuzluğun belirtilmesi çok zorunlu hallerde cezaya başvurulması beklenir. İstenen davranışı sergilediğindeyse olumlu yüz ifadesi ve övücü sözlerle değerlendirilmesi, çocuğun davranışının şekillendirilmesinde etkili olabilir.

Davranışı yönlendirirken yapılan ilk hata, yanlış davranışı görmezden gelme, ikinci hataysa ilk çare olarak cezaya başvurmaktır. Eğer çocuk yanlış davranışta bulunuyorsa bir nedeni vardır. Çocuk bunu ifade edecek yaştaysa onu dinlemeli, daha küçükse bu davranışın altındaki nedenler tahmine çalışılmalıdır.

Yaramazlık yapan çocuk bir ihtiyacı dile getirmek -anne ve babanın dikkatini çekmek- için bu davranışı gerçekleştirmektedir. Eğer çocukla iletişim kurulup, olumsuz davranışı konusunda onu uyardıktan sonra da davranış devam ediyorsa, burada anne babaya yönelik bir amaç ya da mesaj vardır. Çocuk ebeveynin hoşlanmadığı davranışla onu cezalandırmaktır.

Kabul edilmez bir davranışla karşılaşıldığında onun yerine kabul edilir bir davranışı koymak yerinde olur. Örneğin; cam sürahiyle oynayan çocuğa kızmak-ya da saklamak- yerine, aynı büyüklükteki plastikle oynamasına izin vermek gibi.

Bir diğer önemli nokta, çocuklar anne ve babalarının tüm davranışlarını aynen kopya ederler. Korku ve kaygılarını da, coşku ve olumlu huylarını da. Çocuklar modelden taklit yoluyla öğrenirler. Onlar için eylem sözden daha etkilidir. Çocuk duyduğunu değil, gördüğünü öğrenir ve uygular.

Gelişimsel geriliği olan çocuklarda ise değiştirilmek istenen davranışlar tutarlı, dengeli ve sevgi dolu bir yaklaşımla değiştirilebilir. Olumsuz bir davranışın değiştirilerek, olumlu bir davranış halini alması belki daha uzun zaman alacaktır. Başlangıç aşamasında, istenmeyen davranış düzelme gösterene kadar daha sık tekrarlanabilir. Ancak tutarlılık ve süreklilik, çocuğa olumlu davranışların kazandırılmasında ebeveyne yardımcı önemli faktörlerdir.

Bilinmelidir ki, yeni davranışlar küçük, kararlı ve tutarlı adımlarla yetişkin bir model eşliğinde kazanılabilecektir. Ayrıca, birlikte olunan zamanlarda gerçekleşebilecek istenmeyen davranışların görmezden gelinmesi ve iyi davranışların övülmesi, yeni davranışların kazanılmasına yardımcı olacaktır.

Unutulmaması gereken en önemli kural, çocuğa uygulanan disiplini sevgi temeli üzerine inşa etmektir.

Pedagog Arzu AKYÜZ

KAYNAK


20 Ağustos 2008 Çarşamba

ANNE BANA HAYATI ÖĞRET...


Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım:

*Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş.

*Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.

*Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını...

*Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o?' demeden...

*Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini... Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona.

*Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini... Kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu, gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.

*Kitaplardan keyif almasını, ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona.

*Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını.

*Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat.

*Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.

*Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...

*Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.

*Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

*Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.

*Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret, başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı...

*Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.

KAYNAK

04 Temmuz 2008 Cuma

ÇOCUĞUNUZ EN ÇOK ROMAN KAHRAMANI MI YOKSA ÇİZGİ FİLM KAHRAMANI MI TANIYOR?

Günümüz çocukları eğitim ve eğlence bakımından çok fazla kaynağa sahip olsa da, uzmanlar çocukların kitap okuması gerektiğine dikkat çekiyor.

Hepimiz çocukların kitap okumasını istiyoruz. Kıpır kıpır teknoloji ile erken yaşta tanışan çocuklarımıza hareketsiz duran kitapları sevdirmek eskisi kadar kolay değil.

Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Danışmanlık Merkezi'nden Psikolog Şeyda Özdalga, çocuklara kitabı sevdirmenin günümüzde daha zorlaştığı görüşünde:

"Fazla çaba sarf etmeden eğlendirip, bilgilendiren televizyon, bilgisayar gibi teknoloji harikası iletişim araçları ile görsel cazibesi yüksek, oyalayan ve eğiten birçok oyun ve oyuncak arasından çocuklara kitabı sevdirmek günümüzde artık daha zor.

Bu kadar uyarana sahip olmadığımız 20-30 yıl öncesinde tercih ettiğimiz, doğum günlerinde hediye olarak seçtiğimiz kitaplardı.

Şimdi ise çocuklar klasik roman kahramanlarını değil, çizgi film kahramanlarını tanıyorlar."

Şeyda Özdalga bebeklikten başlayarak çocukları renk, çizgi ve sözcüklerle tanıştıran, anadilini öğrenmesine yardımcı olan kitapların önemini şöyle özetliyor: "Hem görsel hem de dilsel özellikler ile çocuğun oynama, eğlenme, görme, duyma, dokunma yoluyla tanıma ve keşfetme gereksinimlerini karşılayan, duygu ve düşünce dünyasını besleyen, yaratıcılık ve hayal dünyasını geliştiren araçlar kitaplar."


YAŞ GRUPLARINA GÖRE KİTAP SEÇİMİ:

Çocuğu kalıpların dışına taşıyacak ve yaratıcılığını besleyecek sıradışı hikayeler seçilirse çocuğun hayata bakış açısı genişleyecektir.

Her kitap çocuğa bilgi verilmesi ya da çocuk tarafından okunması amacıyla hazırlanmamıştır. Mutlaka bir ders vermek ya da yeni bir bilgi edindirmek gibi bir görevi yoktur; sadece çocuğu eğlendirmek ve keyifli bir zaman geçirmesini sağlamak için de seçilebilir.

Kitapların nasıl kaleme alındığı kadar nasıl resimlendirildiği de çok önemlidir. Çocuklar kelimelerden önce resimleri okumayı öğrenirler. Nitelikli bir şekilde kaleme alınmış bir kitap özenle resimlenmemişse hak ettiği ilgiyi göremeyebilir.

Kitap seçmek için kitabevine birlikte gitmeye ve kitap seçiminde çocuğun da isteklerini göz önünde tutmaya dikkat edersek kitabı okumaya daha hevesli olacaktır. Kitap seçerken çocuğa kitapları incelemek için fırsat tanımaya ve sabırlı davranmaya özen göstermeliyiz.

0-3 YAŞ ÇOCUĞUNA: tanıdık nesnelerin olduğu parlak renkli kısa ama ahenkli cümlelerden oluşan az kelimeli ve bu kelimelere ait resimleri olan bol resimli uzun süre elinde kalacağı için kaliteli malzemeden yapılmış, kolay yıpranmayacak ellerinin boyutuna uygun kitaplar seçebilirsiniz.

Bu yaş grubundaki çocuk dokunarak ve dinleyerek öğrenmeye çalışır. Konuşmayı öğrenmesine yardımcı olmak ve dil becerilerini geliştirmek için ona kitap okuyun.

3-5 YAŞ ÇOCUĞUNA:masallar, bildik hikâyeler içeren tanıdık durumların anlatıldığı, hayata dair çocuğun sınıflandırabileceği nesneler içeren iyi resmedilmiş hayalgücünü harekete geçiren ayrıntılı resimleri olan kitaplar seçebilirsiniz.

Bu yaş grubundaki çocukların yaratıcılıkları hızlı gelişir. Özellikle olayların nedenleri üzerine yoğunlaşırlar. Dolayısıyla içinde sorularına cevap bulabilecekleri, günlük hayatlarında karşılaştıkları sorunları komik bir dille anlatan (uyumak istemeyen çocuk, arkadaşı olmayan ayıcık vb.) kitapları tercih edebilirsiniz.

5-8 YAŞ ÇOCUĞUNA:güçlü hikâyeleri ve güçlü karakterleri olan sadece iyi-doğru değil, kötü-yanlış karakterleri de içeren içinde yabancı ve bilinmedik kelimeler olmayan gerçek hikâyelerden alıntılar içeren yeni bilgiler öğreten ayrıntılı resimleri olan okumayı yeni öğrenenler için fazla uzun olmayan ve küçük yazılarla yazılmamış ilgi alanına giren konular içeren kitaplar seçebilirsiniz.

Bu yaş grubundaki çocuk kendisini tanımaya başlamıştır. Kendisinin, başka insanlardan farklı duygu ve düşünceleri olabileceğini anlamıştır. Yeni şeyler denemeye açıktır.

8-12 YAŞ ÇOCUĞUNA:çocuğun karakter ve zevkine uygun sadece mesaj kaygısı taşımayan, çocuğu düşündüren kendisinin seçeceği kitaplar alabilirsiniz.

Bu yaş grubundaki çocuk kendi ilgi alanlarını kendisi belirleyebilir. Bu alanlarla ilgili her yeni bilgi ya da kahraman onu heyecanlandıracaktır. Maceralı hikâyeler bu yaş grubunun ilgisini fazlasıyla çeker.

ÇOCUĞUNUZA OKUMAYI NASIL SEVDİREBİLİRSİNİZ?

* Anne-baba olarak siz bir kitap okuyucusu modeli olabilirsiniz.
* Kitap okumak için özel zamanlar ayırabilirsiniz.
* Kitap okurken mimik ve ses tonunuzu kullanarak, kitaptaki hayal dünyasının içine çekebilirsiniz.
* Kitap okumayı sevmek kitabı tanımakla başlar. Kitapçıya giderek kitapları tanıması konunda rehberlik edebilir, onun nitelikli seçim yapmasını sağlayabilirsiniz.
* Ona okunan ya da kendi okuduğu kitabı babasına, arkadaşına anlattırabilir, böylece okumanın değerini, aktarma becerisini, başkasıyla paylaşmakla ilişkiyi geliştirmeyi destekleyebilirsiniz.
* Özel günlerinde ona ya da arkadaşlarına kitap hediye edebilirsiniz.
* Birlikte kitabevleri ve fuarları ziyaret edebilirsiniz.
* Günlük gazete, dergi ve sürekli yayınları takip etmesini özendirebilirsiniz.
* Odasında kitaplarını koyabileceği bir kitaplık oluşturabilirsiniz.
* Kitaplarını arkadaşlarına ödünç vererek ya da alarak, okulun kütüphanesinden yararlanmasını sağlayabilirsiniz.

kaynak
kaynak